11 Ağustos 2017 Cuma

Karmakarışık | Benim Yazılarım

Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz bazen, ya da nasıl geçemediği...
Fiziksel yorgunlukların üzerine eklenir ruhsal yorgunluklar.

Özlemler artar...
Korkular artar...
Tedirginlik artar...

Heyecan başlar zamanla.
Kafalar karışır,
Kararsızlıklar gün yüzüne çıkar yavaşça...

İNCE SAZ - ÇOK AŞIĞIN VAR DİYORLAR


31 Temmuz 2017 Pazartesi

Biraz Nostalji Yapalım | Filmler

Merhaba arkadaşlar. Biliyorum buraları çok boşladım bu aralar. Çünkü bilgisayarımı elime hiç alamıyorum. Telefonumu da çok sık kullanamıyorum. Yurt dışında yaşayan bir abim var ve onlar şu an Türkiye'ye tatile geldiler. Birlikte vakit geçirdiğimiz ve ben iki bıcırık yeğenimle uğraştığım için bloga ve sizlere çok fazla geri dönüş yapamıyorum. Ama mutlaka telafi edeceğim.

Bugün ise biraz nostalji yapmak ve sizlerle eski Türk Filmlerimizden izlenmesi gerekenlerden birkaç tanesini paylaşmak istedim.
Mutlaka çoğunu izlemişizdir. Ama bu listede hala benim de izlemediğim ama kısa zamanda izlemek istediğim filmler var. Buyurun listemize hep birlikte bakalım. :)

1- Hababam Sınıfı Serisi: Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu seri kesinlikle her Türk'ün en azından bir kere izlemiş olduğu, izlemediyse bile izlemesi gereken bir seri. Ne kadar izlersek izleyelim sıkmayan, her seferinde eğlendiren, hüzünlendiren bir seri...

2- Uçurtmayı Vurmasınlar: 1989 yapımı olan bu film, Feride Çiçekoğlu'nun aynı isimli kitabından uyarlanmış bir eser. Yaşanan olayların 5 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatıldığı bu film kesinlikle izlenmeli.

3- Süt Kardeşler: 1976 yapımı olan ve yine Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu film, asla sıkmayan, karmakarışık hale gelen olaylarıyla bizleri sürekli tebessüm ettiren, yeri geldiğinde güldürüp, yeri geldiğinde hüzünlendiren nadide bir eser. :)

4- Selvi Boylum Al Yazmalım: 1978 yapımı ve Atıf Yılmaz tarafından yönetilen Türk Sinema Tarihinin en kaliteli filmlerinden biri. İlyas ve Asya'nın yaralı aşklarını anlatır. Defalarca izlenebilecek nitelikte! Ayrıca Cengiz Aytmatov'un aynı adlı eserinden uyarlanmış bir eser.

5- *Gelin: 1973 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Gelin - Düğün - Diyet üçlemesinin ilk filmi.

6- *Vesikalı Yarim: 1968 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Halil ile Sabiha'nın hüzünlü aşk öyküsü.

(*)İzlemediklerim

**7- Ah Güzel İstanbul - Sadri Alışık: Sevgili Deep Tone'un önerisi üzerine posta eklenmiştir. :)

Şimdilik bu listeyi bu kadarla bırakıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. :)

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Sivas ve Trabzon'dan Geriye Kalanlar | Gezdim Gördüm

Merhabaaaa! Yaklaşık bir haftadır yoktum, söylemiştim Trabzon'a gideceğim diye. Gittim ve bugün döndüm.
Trabzon maceramdan kısaca bahsetmek istedim sizlere. Bir de bol bol teşekkür etmek...

Öncelikle Trabzon'a manevi kardeşim Büşra ve onun yakın ailesi ile birlikte arabayla gittim. Yaklaşık 12-13 saat süren hem eğlenceli hem yorucu bir yolculuk geçirdik. Arabada 8i yetişkin ve 4ü çocuk olmak üzere 12 kişiydik. Büyükçe bir arabayla gittiğimiz için rahat sığdık ama arka tarafta çocuklarla ve eşya dolu kolilerle yolculuk yapmak bizi biraz yordu.

Yol üstü Sivas'a uğradık. Sivas hiç aklımda olmayan bir şehirdi, görmek nasip oldu. Sivas merkezde bulunan Kale Camii'yi, Çifte Minareli Medrese'yi, Sivas Kongre binasını ve Buruciye Medresesi'ni gördüm. Birkaç da fotoğraf çektim. :)


Kale Camii

Buruciye Medresesi

Kongre Binası

Çifte Minareli Medrese



Daha sonra yolumuza Kelkit-Gümüşhane üzerinden devam ettik. Bu arada bir yerde yemek molası verdik ve mola verdiğimiz yer çok güzeldi.

Sonrasında Zigana'dan geçerken koliler az biraz üzerimize yıkıldılar, havasız kaldık, nemden canımız çıktı falan derkeeen Trabzon'a geldiik. :)

İlk gün dinlendikten sonra diğer gün hemen düğün fotoğraflarını çekmeye çıktık. Hı bu arada Trabzon'a manevi kardeşimin düğünü için gittim. Düğün albüm fotoğraflarını da ben çektim.


Geçen yıl nişan için gittiğimde gezme fırsatım olmuştu, yazısını da yazmıştım. Buraya tıklayarak geçen yıl ki Trabzon yazımı okuyabilirsiniz. Bu yıl gezmeye fırsatım yoktu, zaten gezmek için de gitmemiştim. :D


Arsin gün batımı

Dün düğünümüzü yaptık, akşam da ballimi (Büşra'yı) ve eşini tatil için yolculadık. O gittikten sonra biraz duygu seli yaşamış olabilirim. Çünkü onun memleketinde onsuz kalmak zordu. Ama biz yine 2 ay sonra görüşeceğiz. Ve hep birbirimize yakın olacağız. :)




Ben de bugün uçakla Adana'ya tekrar döndüm. Trabzonda tanımış olduğum herkesi o kadar çok seviyorum ki, hepsine kocaman kocaman teşekkürlerimi iletiyorum. Kendimi yanınızda çok iyi hissediyordum.

Evet bu da böyle karmaşık bir yazı oldu. :) Umarım sıkılmadan okursunuz. Görüşmek üzere.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

#dogamızdavar | Mim

Merhabalar herkese. :)
Uzun bir süredir mim yazısı yazmıyordum. Sevgili Ece Evren bir mim başlatmış ve birçok blogger arkadaşımız bu mimi yapmış. E ben de yapayım dedim. Ece ablanın cevaplarına ulaşmak için buraya tık tık. :)
Federal Coffee Company - Cold Brew 

Şimdi geçelim sorularımıza ve cevaplarımıza. :)

1- Hayatınızda olmalarına izin vermek için, kişilerde hangi özellikleri ararsınız?
- Dürüstlük, samimiyet ve anlayış. Hı bir de kıskanç olmama. Hayatımda olacak kişinin bana karşı dürüst olmasına çok önem veriyorum. İnsanların ufacık bir yalanları bile hayatımdaki yerlerini büyük ölçüde sarsıyor çünkü. Samimiyet ve anlayış da en önemlilerinden, çünkü samimiyet yoksa hayatımda ne işi var ki birilerinin! Şu kıskançlık olayı da, çok çektim bu konudan da o yüzden mümkünse kıskanç olmayan insanları istiyorum hayatımda. :)

2-Ben ilk bakışta, ya da bir iki görüşte anlarım nasıl bir insan olduğunu diyenleriniz var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Bir insanı ilk görüşte tanıdığımızı söylersek, bir ön yargı yapmış oluyoruz. Burada kısa bir anımı anlatmak istiyorum. Üniversiteye ilk başladığım yıl danışman hocamın yanına dört kişi gitmiştik. İçlerinden biri için 'bu kız iyi birine benziyor bununla iyi arkadaş olurum', diğeri için ise 'asla arkadaşlık yapabileceğim biri değil' demiştim. Ama tamamen ön yargı ileydi. Sonra ne mi oldu? O arkadaş olabileceğimi düşündüğüm kişi ile hazırlık bittikten sonra geri kalan 4 yılımda neredeyse hiç konuşmadım. O diğeri ile 5 yıl aynı odada, aynı sınıftaydım. Ve kendisi üniversiteden bana kalan en değerli insanlardan biri. Canım Gizem! :) Yani diyorum ki, bir insanı ilk görüşte tanıyamayız!

3-Birini sevmeniz için (sevgili, dost, arkadaş, hepsi) size sıcak davranması şart mıdır?
- Evet, ilk soruda da dediğim gibi samimiyet şart! Samimi olmayan, sıcak davranmayan bir insanla nasıl bir ilişki kurabiliriz ki!? Şahsen ben yapamam! Suratı asık insanlardan bile çok haz etmem. Negatif enerji değil, pozitif enerji yaymalı bir insan!

4-Birine iyi bir insan dediğinizde, hangi yönleri bu tespitinizde ağır basar?
- İyi bir insan kavramı geniş ve tanımlaması zor bir kavram. Şöyle bir düşünürsem, kime iyi insan diyorum diye, niyeti, düşüncesi ve anlayışı iyi olanlara iyi diyorum. 


5-Dokunmak nedir sizce? İki manasıyla da rica etsem…

Dokunmak... Ruha dokunmak; sözlerle, bakışlarla, tınıyla ruha dokunmak... Tanımlanamayacak kadar derin...

6-Fedakâr mısınız?
- Herkese ve her şeye, her zaman değil. Gerektiği kişilere, gerektiği konularda fedakar olduğumu düşünüyorum. Eskiden çok daha fedakardım. Ama kendimden ne kadar verdiysem, o kadar kaybettim! 


7-Birinin size iyiliği dokunsa minnet duygunuz sürer mi, o iyilik herhangi bir terslikte referans olur mu? Yoksa ?

- İyiliği dokunana minnet duygum çoğu zaman vardır. Ufak tefek tersliklerde güzel anıları ön plana alan bir insanım. Tek bir terslikte tüm iyi şeyleri asla silmem. Ama affedilemeyecek tarzda hata ya da durum varsa, o zaman yapılan iyilik kefede hafif kalan kısım olabiliyor.


8-Sevgiyi bir iki cümleyle anlatabilir misiniz?

- Sevgi buraya bir iki cümle yazılıp anlatılabilecek kadar küçük bir şey değil ki!


Evet cevaplarım bu kadardı. Umarım beğenirsiniz cevaplarımı. Yapmayan arkadaşlarım varsa buradan sizi mimliyorum! :) 
Görüşmek üzere!


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Kısa Bir Yeşil Bursa Yazısı | Gezdim Gördüm

Merhabalar herkesee! Hazır kafam rahatlamışken hemen size yazayım dedim, çünkü benden bir Bursa yazısı beklediğinizi biliyorum. :)

Öncelikle Bursa'ya gitme nedenim tatil değildi. Bunu açıklamak istedim. Uludağ Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmak istiyordum, başvurdum ve mülakata çağrıldım. O yüzden apar topar Bursa'ya gittim. Mülakat sonuçları açıklansın, ona göre Adana'ya döneyim derken Enstitüde çıkan bir yanlışlıktan dolayı sonuçların geç açıklanacağını öğrenince hemen bilet alıp Adana'ya döndüm. Lakin o gece yoldayken sonuçlar açıklandı ve kabul edildiğimi öğrendim. Bu yüzden eve döndükten 5 gün sonra tekrar Bursa'ya gittim. Uludağ Üniversitesi'ne kaydımı yaptırdım ve gönül rahatlığıyla evime geldim.
Ha bu arada 4 gün sonra Trabzon'a gidiyorum. :)

Bursa'da iken merkezde gezme imkanım oldu. Orhan Gazi ve Osman Gazi Türbelerine, Ulu Camii'ye, Koza Han'a, Tophane Saat Kulesi'ne gittim. Bunun dışında ismini bilmediğim bazı tarihi yerleri de gezdim. Bir de İnegöl'e gittim. Zaten artık en az 2 yıl Bursa'da olacağım için çok fazla gezmedim. Mesela Cumalıkızık'a gitmeyi çok çok istiyordum ama bunu sonraya erteledim. Koza Han'a da sevgili Tuğçeciğimin önerisi üzerine gittim, ve inanılmaz beğendim. Buradan kocaman teşekkürlerimi iletiyorum kendisine.

Bu arada Bursa benim daha önce görmediğim ama görmeden çok çok sevdiğim bir şehirdi. Tarihi ile, kültürü ile beni çekmişti. Hep Bursa'yı görmek, orada yaşamak istiyordum. Zaten otobüsten inip Üniversiteye geçerken gördüğüm manzaralar Bursa'yı daha çok sevmeme neden oldu diyebilirim. Yeşil Bursa diyorlar Bursa'ya ve gerçekten yeşil ve tam yaşanılası bir yer. Gidip görmenizi tavsiye ederim. Veee ilerde daha çok Bursa yazıları ile karşınızda olmayı ümit ediyorum. Şimdilik kısa bir Bursa yazısı oldu. :) Affedin!!

Görüşmek üzeree!

Çok düzgün fotoğraflar çekemedim ama olanları yine de sizinle paylaşayım. :)
Koza Han


Tophane'den Bursa 

Tophane Saat Kulesi

Surüstü

9 Temmuz 2017 Pazar

Zihinsel Karmaşa | Benim Yazılarım

Merhabalar efendim...

Temmuz ayının 9una geldik ve ben bu ay sadece bir yazı yazabildim, henüz. Yazamıyorum. Sadece yoğunluktan değil, kafamın karmaşıklığından yazamıyorum. Evet bir önceki yazımda da söylemiştim Bursa'ya gittiğimi. Şu an Adana'dayım fakat pazartesi tekrar Bursa'ya gideceğim. Oradan döndükten sonra da Trabzon'a gideceğim.
Döndüğümde sizlere mutlaka bir Bursa ve Trabzon yazısı yazacağım ama. :)

Aslında yazacak şeylerim var. Anlatacak, söyleyecek, paylaşacak çok şeyim var. Fakat öyle farklı bir dönemdeyim ki, zihnimdekileri kelimelere dökmem zorlaşıyor. Kafamın içinden geçen onca şeyi toparlayıp, tek bir bütün haline getiremiyorum. Belki zihnim yoruldu, belki bünyem. Ya da içten içe yolunda gitmeyen bir şeylerim var. Bilmiyorum, bilemiyorum.

Bloga zaman ayıramıyorum bu aralar. Yazılarınızı okuyamıyor, elime kitap bile alamıyorum. Belki de bir süre dinlenmeye ihtiyacım olduğunu hissediyorumdur. Film ya da dizi izleyemiyorum, bir şeyler bile karalamakta zorlanıyorum. Sadece #tarih dergimi okuyorum. Beni geçmişe alıp götürdüğü için, zihnimi bu dönemden uzaklaştırabildiği için belki de sadece ona vakit ayırıyorum.

Bu yaz zihinsel anlamda kendimi yenilediğim, fiziksel anlamda çok yorulduğum ve ruhsal anlamda karmaşıklar yaşadığım bir dönem halinde ilerliyor. Bugün kendi kendime 'biz ne ara Temmuz ayına geldik?!' diye sordum hatta, çünkü zamanın bile farkında değilim.

Bu yazıdan da anlayabileceğiniz üzere inanılmaz karışık bir kafam var. En kısa zamanda toparlayıp, yeni seriler, kitaplar, filmler ve yazılarla birlikte karşınızda olmayı ümit ediyorum. Kendinize iyi bakın.!


The Beatles - I Feel Fine

2 Temmuz 2017 Pazar

Top 5 Kitap Listesi | Kitaplar

Merhabalar arkadaşlar. Bu yazıyı şu an benim için tamamen farklı bir şehirde, alışkın olduğum bir ortamda yazıyorum. 15 saat yolculuğun ardından bu sabah itibariyle Bursa'dayım ve ne kadar süreyle burada olacağım belli değil. Ama ben Bursa'yı çok sevdim. Şu anda da Görükle Starbuckstayım. :D

Şu ana kadar okuduğum kitaplardan en çok beğendiklerimi, beni en fazla etkileyenleri sizlerle de paylaşmak istedim. :) Bu kitapların yazıları blogda da mevcut. Hepsinin linkini ekliyorum. Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı yazılarına ulaşabilirsiniz.

1. H. N. ATSIZ - Ruh Adam: Tek kelime ile 'muhteşem'. Hayatımda okuduğum, beni en en en fazla etkileyen, düşündüren, allak bullak eden bir kitap Ruh Adam. Tekrar tekrar okumayı düşündüğüm bir kitap.

2. Nazan BEKİROĞLU - Nar Ağacı: Bu kitabın beni çok etkilemesinin en büyük nedeni 'fotoğrafların içinde zamanda yolculuk' yapılıyor olması. Bir fotoğrafa bakıp, zihninde o dönemi canlandırıp, kendinizi o fotoğrafın çekildiği dönemde, o anda bulmayı siz de istemez miydiniz?

3. Mehmed NİYAZİ - Çanakkale Mahşeri: Okuduğum en etkileyici tarih romanı. Yazarın üslubu o kadar güzel ki, kitabı okurken yaşatıyor. Kaç defa kitabı elimden bırakıp, ağlayıp, tekrar okumaya devam etmiştim. Bunu da ilerleyen zamanlarda tekrar okumayı planlıyorum.

4. William GOLDING - Sineklerin Tanrısı: İkinci Dünya Savaşı döneminde bir adaya düşen çocukların adadaki hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Lider olma çabalarını da... Bu lider olma çabaları sırasında her çocuğun ayrı bir karakteri, günümüz insanlarının karakterlerini yansıtmış oluyor. Her zaman saf iyi ya da saf kötünün olmadığını, her iyinin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde de bir iyilik olduğunu vurgulayan bu eser gerçekten okunmaya değiyor ve böyle bir listede yer almayı da hak ediyor.

5. Jose SARAMAGO - Bilinmeyen Adanın Öyküsü: Her ne kadar 58 sayfalık bir eser de olsa, içerdiği anlam ve bıraktığı his 580 sayfalık bir esere bedel diyebilirim. Bilinmeyen bir adaya mı yoksa bilinmeyen içimize mi yolculuk ediyoruz?

Not: 5 kitabın da fotoğrafta yer almamasının nedeni; diğer üç kitap arkadaşlarıma aitti ve ben bu fotoğrafı çekerken kitapları sahiplerine çoktaan teslim etmiştim. :)

Bu tarz Top 5 listesi oluşturmaya zamanla devam etmeyi düşünüyorum. İlk olarak dediğim gibi benim için çok anlamlı olan eserleri yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar!

29 Haziran 2017 Perşembe

Küçük Bir Şarkı Listesi | Müzik

Selam arkadaşlar!
Nasılsınız? Neler yapıyorsunuz? Ben bugün itibari ile biraz hazırlık yapmaya başladım. Cumartesi yolcuyum, uzak bir şehire. :) Heyecanlıyım da!

Bugün kendimizi iyi hissedelim diye, ruhumuzu şenlendirelim diye birkaç müzik önerisinde bulunmak istedim.
Hayat bazen çekilmez olsa da, bazen bizi çok üzse, kırsa, dökse de; her zaman bir şarkı açıp o an ki ruh halimizi dengeleyebiliyoruz. Gerçekten müzik ruhumuzun gıdası oluveriyor.
-NOT: Elbette ki ruhun tek gıdası müzik değil. Çok daha önemli ve faydalı gıdaları da var ruhumuzun, dua etmek gibi. :)

Bugün ki şarkı listemde sevgili Bir Küçük Elif Meselesi blogunun bir tanecik sahibesi Elif'imin bana gönderdiği playlistteki şarkılara da yer vereceğim. Ona da hep birlikte kocaman teşekkür ediyoruuz. :)

1. Birdy - Skinny Love


2. La La Land - City of Stars

3. Ed Sheeran - One

4. Kimbra  - Withdraw

5. LP - Lost on You

6. Buray - Mecnun

Özellikle Buray'ı durmadan söylüyorum. 'Sevdaalar, sevdaalar. Bir güler, bir ağlaar!' 
Umarım şarkıları beğenirsiniz. Ayrıca önerebileceğiniz şarkılar varsa da bekliyorum. :)

27 Haziran 2017 Salı

Kitap Okumaya Yeni Başlayanlar İçin Okuma Listesi | Kitaplar


"Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir."
Jules Chore


Merhabalar.
Bayram bitti. Nasıl geçti bayramınız? Neler yaptınız bayramda? Paylaşmak isterseniz yorumlarınızı bekliyorum. :)

Bir süredir düşündüğüm bir konu hakkında yazayım dedim bugün. Son zamanlarda bu konu hakkında öneri isteyenler olunca ben de en iyisi bloga bir şeyler yazayım, belki bir faydam olur diye düşündüm.
Kitap okumayı herkes sevmiyor maalesef ki! Ya da sevmediğini sananlar var: henüz kitap okumamış, o yüzden sevip sevmeyeceğini bilmeyenler...
Bir de kitap okumayı sevmek isteyen, kitaplarla haşır neşir olmak isteyen birileri var. Amacım daha önce okuma konusunda çok aktif olmayan ama yeni yeni kitap okumayı düşünen arkadaşlara, başlangıç için okunabilecek birbirinden güzel kitaplardan oluşan bir liste sunmak.

Bu listeyi elimden geldiğince farklı türde oluşan kitaplardan ve okuması-anlaşılması-dili kolay kitaplardan oluşturmak istedim.
*Bazılarının yazılarını daha önce blogda da paylaştım. Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı inceleme yazılarını okuyabilirsiniz.

Umarım listeyi beğenirsiniz ve ilgilenen herkes için faydalı olur.

-Küçük Prens *Antoine de Saint-Exupery: Her ne kadar çocuk kitabı görülse/sanılsa da aslında her büyüğün okuması gereken, derin anlamlar içeren bir kitap.

-Dönüşüm *Franz Kafka: Modern Klasik serilerinden biri olan Dönüşüm bir sabah uyandığında bir böceğe dönüşmüş olan Gregor Samsa'nın öyküsünü anlatıyor. Aslında derin eleştiriler içeren bir kitap.

-Satranç *Stefan Zweig: Yine bir Modern Klasik eser olan Satranç okumaya yeni başlayanlara zor gelmeyecek güzel bir kitap. Adı üzerinde satranç hakkında. :) Satranç şampiyonluğu falan... ;)

-Hayvan Çiftliği *George Orwell: Her ne kadar yıllar yıllar öncesinden yazılmış bile olsa, konusu bakımından kesinlikle güncel olan ve döneminin siyasetini eleştirel nitelikte bir kitap Hayvan Çiftliği. Kitaptaki her karakter, o dönemde yaşayan bir siyasetçiye denk geliyor.

-Ruhi Mücerret *Murat Menteş: Eğlenceli bir kitap. Okurken merak uyandırıyor. Yaşanan bir olayı ana karakterlerin görüş ve düşünüş açısından, onların kendi ağzından okumanıza olanak sağlıyor. 100 yaşından küçük herkesin okuması gereken bir kitap. :)

-Dünyanın İlk Günü *Beyazıt Akman: Tarihe ilgisi olanlar rahatlıkla, sıkılmadan okuyabilecekleri bir kitap. İstanbul'un fethini, Fatih'i ve daha nelerini anlatıyor. Okumaya başlayanların yanı sıra, tarih okumaya başlamak isteyenlerin de ilk sırada okuyabilecekleri bir eser. (Ben de ilk bu kitapla tarihi romanlar okumaya başlamıştım.)

-Taş Meclisi *J.C. Grange: Gerilim sevenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Özellikle de parapsikoloji-telepati-şamanizm gibi şeylere ilginiz varsa mutlaka ama mutlaka okuyun. Başladığınızda bitirmek için can atıyor, bitince de bitti diye üzülüyorsunuz...

-Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız *Romain Puertolas: Bu kitabı ekstra olarak veriyorum. Sevmeyenleri de var çünkü. Ama ismi bile bu kadar çekici olan bir kitap nasıl sevilmez ki! Bence hayatla barışık olmayı dolaylı yollardan vurgulayan, okunabilecek, eğlenceli ama dramatik bir kitap.

Şimdilik bu kadar. Umarım faydalı olur. :) Görüşmek üzere...

NOT: Fotoğrafta listede olan bazı kitapların olmamasının nedeni, o kitapları başka birilerinden alıp okuyup, tekrar iade ettiğim için. :)


25 Haziran 2017 Pazar

İyi Bayramlar!

Merhabalar efendim herkese.
İyi ve mutlu bayramlar dilerim hepinize. :)
Dün geceden beri yazayım diyorum, bir nasip olmadı yazmak; şu ana kadar...


'Nerede o eski bayramlar!' denildiğini duyuyoruz ya hep sürekli, ben öyle eski bayramları bilmem ama, kendi kendime 'Nerede o eski bayram heyecanım, telaşım!' diye soruyorum.
Dün fark ettim; eskiden (hatta daha geçen yıla kadar) bayramda ne giyeceğim telaşı olurdu bende. Çocukken alınan bayramlıklarımı arefe gününden hazırlar, yatağımın dibine koyardım. Sabah hemen giyineyim diye. Mutlaka çoğumuz bu heyecanı yaşamışızdır.
Büyüdükçe bu zamanla azaldı. İlk defa bu bayram düşünmedim ne giyeceğimi. Çünkü ne giyeceğimi düşünecek zamanım yoktu belki de. Büyüdüğüm ve önceliklerim değiştiği için, çocuksu bayram heyecanımı kaybettiğimi fark ettim.
Üzüldüm doğrusu...
Bayram heyecanı, telaşı güzel şey...
Ailece bayram namazı saatinde uyanır, evin erkeklerini bayram namazına yollarız annemle.
Onlar namazdayken Ramazan ayından sonra birlikte ilk kahvaltımız için çayı ocağa koyarız. O sırada annem evimizin önünü süpürür, ben de pencereden/balkondan onu izlerim. Sonra evimizin erkekleri namazdan gelir, büyükten küçüğe doğru bir el öpme/bayramlaşma sırasına girilir. Bayramlaşmadan sonra da kahvaltı hazırlanır ve ailece kahvaltı yapılır.
Her bayram bunları yaşayarak büyüdüm ben.
Ama bu bayram ufak değişikliklerimiz vardı. Yine kalktım sabah namaza babam ve abimi göndermek için, annemin yanına indim. Annem yine biraz rahatsızlanmıştı, kalkamadı bir süre. Sonra rahatsız olduğu için evin önünü süpüremedi, ben de onu izleyemedim. Çayı koydum, babam ve abim namazdan geldi. Sıraya girdik el öpmek/bayramlaşmak için. Bu fasıldan sonra hızlıca kahvaltı yaptık ve babam da yattı. Çünkü o da rahatsızlandı.
Bu bayram başlangıcı biraz buruktu. Ama yine de küçük ailem yanımda olduğu için, onlarla birlikte olduğum için Rabbime hamd olsun.

Hiç bir zaman içimizde çocuğun bayram mutluluğunu kaybetmeyelim. Onu da kaybedersek geriye hiçbir şey kalmayacak! İçimizdeki çocuğu mutlu etmeyi, onun mutlu olduğu şeylerle mutlu olabilmeyi ve elimizdekilerin değerini bilmeyi diliyorum. Ve hepinize tekrardan İyi Bayramlaaar. :)

23 Haziran 2017 Cuma

Okuma Günlüğüm'den Gelenler

Merhabalar hepinize.
Yarın Ramazan ayının son günü ve sonraki gün bayram. Şimdiden hepinizin bayramını kutluyorum. :)

Geçenlerde Okuma Günlüğüm isimli blog yazarımız Eren bir Kitaplı Fotoğraf Yarışması düzenlemişti, bilenler bilir. Ben de katılmıştım bu yarışmaya ve birinci oldum. Sevgili Eren'de hediyelerimi/ödüllerimi göndermiş. Bugün elime ulaştı. Sizlerle de paylaşayım dedim.

Böyle güzel bir yarışma düzenlediği için ve bu güzel hediyeleri için kendisine buradan kocaman teşekkür ediyorum. :)



Yarışmaya katıldığım fotoğrafımı da buraya bırakayım. :)

20 Haziran 2017 Salı

Çocukluğunda Oynadığın Bir Oyuncak | Mim

Çocukluk anılarını nasıl sevmez, nasıl üstüne titremez insan? Bu anılar ruhumu canlandırır, yüceltir ve benim için en güzel zevklerin kaynağıdır.
-Çocukluk, Lev Nikolayeviç Tolstoy
Merhabaaa! Ne kadar da blogla ilgilenemediğim günler... Daha bir süre daha ilgilenemeyeceğim günler...Sevgili Saife-i Saliha'cığım beni bir mime davet etmiş. Çocukluğumuzda oynadığımız bir oyuncak hakkında yazalım demiş. Ben de unutmadan yapayım dedim. Şu an yazmazsam, bir süre daha yazamayabilirim çünkü. :/

Çocukluğumda en çok evcilik oynardım. Öyle sokakta çok oyun oynayan bir tip değildim. Zaten fiziksel gelişimim biraz hızlı olunca koskoca kız dışarda oyun oynamaz diyip evde oynardım. :) Ha bir de ip atlamayı çok severdim ama az tombik olduğum için çok da beceremezdim. :D

En çok evcilik oynardım diyorum ya hani, o yüzden ben en çok barbie bebeklerimle oynardım. Onların saçlarını tarar, üstlerini giydirir, hatta yeni yeni kıyafetler dikerdim bebeklerime. Ben saç örmeyi bilmediğim için rahmetli teyzemin yanına gider bebeğimin saçlarını ördürürdüm. Nasıl mutlu olurdum bebeğimin yeni kıyafetleriyle, örülmüş saçlarını görünce...

Şimdi bu mim insanı alıp bir geçmişe götürüyor. Benim de aklıma bir anım geldi. Gerçi ben çok hatırlamıyorum ama annemler anlatıyor. 4 yaşlarındayken Kayseri'ye gitmişiz. Benim de hep yanımda taşıdığım bir bebeğim varmış. Gittiğimiz evin benden bir yaş küçük kızları varmış. O kız benim elimden bebeğimi almasın diye hep yanımda taşırmışım, geceleri bile yanımdan ayırmazmışım. Hatta bir fotoğrafımız var (aşağıda görebilirsiniz), bebeğimi sıkı sıkı kucağımda tutuyorum. :D Benim kıymetlilerimdi çünkü bebeklerim. :)

Bir de bebeklerime diktiğim kıyafetlerin çantası vardı. Her oynadığımda itinayla katlar geri yerleştirirdim hepsini. Ay ben ne çok severdim bebeklerle oynamayı!
İtiraf edeyim, sanırım şu an elime oyuncak bebek verseler, yine oynarım. :D

Bu mime dair yazacaklarım bu kadar. Saliha'ya tekrar teşekkür ediyorum ve bu mimi henüz yapmamış olan herkesi davet ediyorum. :)

18 Haziran 2017 Pazar

Bir Ses Böler Geceyi *Ahmet Ümit | Kitap

Merhaba!

Bugün ki konuğumuz Ahmet Ümit'ten Bir Ses Böler Geceyi. Okuduğum ilk Ahmet Ümit romanı.
Arkadaşım Çağrı'nın hediyesi, onun sayesinde okumuş oldum. Tekrar teşekkürler Çağrı. :)

Ahmet Ümit genelde polisiye tarzda romanlar yazan bir yazarımız. Daha önce birçok eseri ile karşılaştım ama okumak kısmet olmamıştı. Belki de çok fazla polisiye roman okumayı sevmediğim içindir.
Bir Ses Böler Geceyi kitabı genel olarak Alevilik ve 80'ler döneminin mağdurlarını ele alıyor. Kitap başkahraman Süha'nın gece yarısı bir mezarlığın duvarına çarpması ile başlıyor. Bu kaza sonucu Süha bir Alevi köyüne giriyor ve o esnada köy halkı bir Cem toplantısında oluyorlar. Süha bu toplantıyı izlediği sürede eski günlerini hatırlıyor ve kitap iki ayrı konu üzerinden devam ediyor. Biri cem toplantısında yaşananlar, diğeri Süha'nın gençlik döneminde yaşadığı olaylar.

Açıkçası kitaba ilk başladığımda okuyamadım, zorla ilerledim. Her elime aldığımda en fazla 3-5 sayfa okuyabildim. Zaten kitap 144 sayfa. Giriş kısmı beni çok çekmedi. Ama Süha mezarlığın duvarına çarpıp, içeri girdiği andan itibaren bir merak uyandırmaya başladı. Bu aralar sadece yatmadan kitap okuduğum için ve bu kitabı da gece vakti uyumadan önce okuyunca, haliyle gergin bir şekilde okudum. Hatta o mezarlıkta karşılaştığı olaylar esnasında 'ya şimdi bırakayım, gündüz okuyayım!' diye kendi kendime söylenip durduğumu da itiraf edeyim. :D

Bir de şunu eklemeliyim ki, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım kitabından sonra bunu okuduğum için bir an garip gelmişti. Çünkü o kitap Hristiyanlık hakkında bilgiler içeriyordu. Arkasına bunu okuyunca, bu da Alevlik. Genel kültürümü arttırmak açısından iyi oldu aslında. :)

Bir Ses Böler Geceyi kitabına dair söyleyeceklerim bu kadar. İlginizi .çekiyorsa okuyabilirsiniz, ama ben öyle çok aşırı beğenmedim diyebilirim. Yani beklentim biraz yüksekti belki de yazar Ahmet Ümit olunca!

Okuduysanız yorumlarınızı bekliyorum! :)

16 Haziran 2017 Cuma

Durum Güncelleme

Merhabalar herkese.
Birkaç gündür buralarla ilgilenemedim yine. Yoğun bir hafta geçirdim. İnstagramdan takip edenler biliyorlar ki Salı günü Diploma Törenim vardı. Sabahtan ailem ve Büşra ile Mersin'e gittik. Oraya git, buraya git, Diploma törenine katıl derken inanılmaz yorulmuşum.
Bir de Pazartesi sabahında dekan yardımcımız aradı ve bana Fakülte İkincisi olduğumu söyledi. Bu yüzden törende bir de plaket verdiler bana. :)
NOT: Cocukluktan beri 'buyuyunce ne olacaksin' sorusuna "ogretmen" olacagim dermisim. Cunku hep ogrendigim bir seyleri birilerine ogretmeyi sevdim. Ortaokul bitince okumama karari aldim. Sonra bir seyler oldu ve liseye bir ay gec basladim. Lise 2ye gectigim yil 'ingilizce ogrenecegim ve ingilizce ogretmeni olacagim' dedim. Inanmadilar. Yapamazsin dediler. Sadece lise 1 ve 2de 2 saat gordugun ingilizceyle kazanamazsin dediler. Lise 3te onume engeller cikti. Vazgecmistim. Tek basima bu isi basaramayacagim demistim ki her sey tersine dondu, kismet kapim acildi ve ben bir sekilde bir yil dil kursuna gittim. Bir yil icinde elimden geleni fazlasiyla yaptim. Hala bana kazanamazsin diyorlardi. 'Insanlar hem okulda saatlerce ingilizce goruyorlar, hem dersaneye gidiyorlar, ozel ders aliyorlar. Sen bu kadar kisa zamanda haftada uc-bes saatle kazanamazsin' dediler. Kimisi 'kazansan ne olacak, ne yapacaksin ingilizceyi' dedi. Aldirmadim soylenen hicbir seyi. Aksine daha cok cabaladim. Kazandim. Hem de istedigim yeri. Kazandiktan sonra daha cok caba gosterdim. Sosyal hayati seven biri olarak hem gezdim hem calistim. Elimden geleni yaptim. Sonunda hakkiyla bitirdim universiteyi. Bolumum bazinda ikinci olurum hic olmadi ucuncu diye dusunurken, fakultede ikinci olmak yoktu hayalimde, dusuncemde. O da oldu. Mersin Universitesi Egitim Fakultesini 2.likle bitirdim. Bu gune kadar yanimda olan, bana destek cikan basta aileme, hocalarima, manevi kardesime ve herkese cok tesekkur ediyorum. Sayenizde geldim bu gunlere.

Her neyse işte salı günü inanılmaz yoğunluktan sonra çarşamba günü kendime gelemedim. Tüm gün yattım diyebilirim. Perşembe günü ise derslerime bakayım falan derken akşam oldu ve akşam teyzemlere iftara gittik. Bugün cuma ve bugün ise yine sabahtan Mersin'e gittim. İlişik kesmeye ve geçici mezuniyet belgesi almaya.
Mersin'in cehennem sıcağı altında iki-üç defa kampüs değiştire değiştire sonunda aldım belgemi ve kestim ilişiğimi! Yani artık resmi olarak öğrenci değilim! (Öğrenci olmak güzeldi be!)

Sonra eve geldim. Masamda bir paket. Kargo gelmiş bana! Ben meraklı meraklı pakete bakıyorum! Sonra açmaya başladım ve büyük bir mutluluk doldu içime. Bir Küçük Elif Mesele'm, Elif'im bana mektubumu yollamış, yanında birbirinden değerli el emeği hediyeleriyle. Ona buradan da çok çok teşekkür ediyorum. :)


Bu süre içinde Ahmet Ümit'in Bir Ses Böler Geceyi isimli kitabını bitirdim. Çok kısa bir süre içinde yazısı blogda olur.
Şu anda Jeffrey Moore - Sinestezya isimli kitabı okuyorum.
Bir de yapılmayı bekleyen bir mim'im var. :)

Şimdilik benden bu kadar. Görüşmek üzere!

11 Haziran 2017 Pazar

Yabancı Dil Öğrenimine Dair Birkaç Öneri | Mim

Merhabalar herkese.

Uzun bir süredir mim yazısı yazmıyordum. Amaa, sevgili Simli Nane arkadaşım beni bir öneri mimine davet etmiş, ben de hemen yazayım öyleyse dedim.
Düşündüm ne hakkında öneri yazsam diye, sevgili Büşra'cığım (manevi kardeşim)'ın da etkisiyle yabancı dil öğrenimine dair birkaç öneride bulunayım dedim.
Artık mezun bir İngilizce Öğretmeni olarak sizlere de bir katkım olur umarım. :)

1. Dil öğrenmekten korkmayın! Yeni bir dil öğrenmeye ilk ve bence en büyük engel korkmak. Arkadaşlar dil öğrenmek zor bir şey değil. Hele ki İngilizce gerçekten öğrenmesi basit bir dil. Eğer korkmadan, isteyerek, gerçekten isteyerek bu işe başlarsanız, emin olun çok kısa bir sürede büyük bir verim aldığınızı göreceksiniz.

2. Dil öğrenmeyi 'gereksiz' görmeyin, göstermeyin!. Bunu 1. maddede de yazabilirdim fakat ayırmak istedim. Genelde okullarda öğrencilerde karşılaştığımız, ayrıca diğer insanlarda da karşılaştığımız bir durum, mesela İngilizce öğrenmeyi gereksiz görmek. Hangi dil olursa olsun, gereksiz değildir. Çocuklarımıza bunu böyle öğretmeyelim. 'Bir dil, bir insan, iki dil, iki insan' diye boş yere dememişler. Gerçekten öğrenilen her dil yeni bir kültür ve yeni bir düşünce tarzı oluşturuyor insanda. Ayrıca öyle bir devirde yaşıyoruz ki artık, öğrendiğimiz her dil bize kocaman bir artı olarak geri dönüyor.

3. Bol bol yabancı şarkı dinleyin, film izleyin! Öğrenmek istediğiniz dilde şarkı dinlemek özellikle telaffuzunuzu geliştirir. Bunun dışında film izlemek kesinlikle günlük dili kullanmayı, telaffuzunuzu, hatta dilbilginizi dahi çok güzel geliştirmenize fayda sağlar. Filmler dışında diziler de mutlaka izlenmeli. Konuşma dili açısından hepsinin katkısı büyük. (Size dilbilgisel olarak öğretilen kuralların, günlük hayatta nasıl kullanıldığını en iyi film-dizi izleyerek görebilirsiniz.)

4. Yabancı dilde makale, öykü, kitap vs. okuyun! Yalnız okurken her bilmediğiniz kelimeyi açıp tek tek anlamlarına bakmayın. Zaten doğrudan üst seviye bir şeyler okumaya başlamamalısınız. Kendi olduğunuz seviyeye uygun bir şeyler seçip, ilk önce hiçbir kelimenin anlamına bakmadan, bilmediğiniz kelimelerin anlamlarını bağlamdan kendiniz tahmin ederek okuyun. Bu sizin hem zihninizi geliştirir, hem de bilmediğiniz kelimeyi tahmin etmeniz o kelimenin anlamını ikince defa okuyuşunuzda baktığınızda kalıcı olarak öğrenmenizi sağlar.

5. Yabancı dilde günlük tutun! Bu maddeye özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Bir dilde yazınız ne kadar akıcı ve doğruysa, o dile hakimiyetiniz de o kadar iyi demektir. Öğrenmek istediğiniz dilde, ilk başlarda çok basit dahi olsa- cümleler kurmanız ve bunları yazmanız size büyük fayda sağlayacaktır. Günlük tutmak bu anlamda çok işe yarayan bir yöntem. Daha sonra dilde ilerlediğinizde dönüp ne yazdığınıza bakıp, ilerlediğinizi görüyorsunuz. Bu da büyük bir motivasyon oluyor tabii ki!

6. Dil öğrenmeye küçük yaşta başlayın, başlatın! Bu maddeyi ekstra olarak veriyorum. Artık kendimiz için olmasa da evli, çocuklu ablalarım, abilerim için diyorum ki; eğer çocuğunuz iyi derecede dil öğrensin istiyorsanız, kendi ana dilimizi güzelce öğrendikten sonra, yani yaklaşık 4-5 yaşından itibaren çocuklarınıza ufak ufak yabancı dil alıştırmaları yaptırın. Şarkılar dinletin, çizgi diziler izletin. Belli başlı şeylerin yabancı dildeki karşılıklarını gösterin. Ama bunu yanlış anlayıp da lütfen çocuklarınıza 1-2 yaşından itibaren yabancı dil öğretmeye çalışmayın. Kendi ana dilini bile henüz tam öğrenememiş bir çocuk, o kadar küçük yaşta yabancı dil öğrenmeye kalkarsa bu ana dili açısından da sıkıntı oluşturabilir.

Yabancı dil öğrenmek sanıldığından daha kolay ve daha eğlenceli arkadaşlar bunu unutmayın. :) Simli Nane'ye çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu etkinliği başlatan Eda Demir arkadaşımızı öncelikle Bir Öneri De Bizden isimli sayfada editörlüğe başladığı için tebrik ediyor ve teşekkür ediyorum. Sizler de farklı konularda öneriler almak ya da yazmak isterseniz buraya tıklayarak Bir Öneri De Bizden sitesine doğru geçebilirsiniz. :)

Bu etkinliğe her mimlenen 3 kişiyi davet ediyormuş. Ben de:
1. Eylül Annesi
2. İlayda Şen 
3. İlkay Özgür 
arkadaşlarımı davet ediyorum.

8 Haziran 2017 Perşembe

Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım | Kitap


Olmayı düşlediğiniz yerde tüm benliğinizle olmanız gerekiyor. Bölünmüş bir krallık, düşmanların saldırısına karşı koyamaz. 

Kafasının içi bölünmüş bir insan, yaşamın yükünü gerektiği gibi kaldıramaz.

*Paulo Coelho

Merhabalar herkese. Uzun bir süredir alıp okumak istediğim, adıyla bile beni kendisine inanılmaz derecede çeken bir kitapla karşınızdayım bugün.
Paulo Coelho'nun Türkiye'de 1997 yılında yayınlanmış Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım isimli kitabı.


İnanılmaz güzel, pardon muhteşem bir aşkı anlatıyor kitap. Kısaca konusunu söyleyecek olursam; çocukluk dönemlerinden beri arkadaş olan bir kadın ve erkeğin yıllar sonra tekrar bir araya gelme öyküsünü anlatıyor. Pilar ve sevdiği adam. Adı hiç geçmiyor sevdiği adamın. Pilar yaşadığı şehirde sınavlarıyla, hayatıyla yeterince meşgul olan bir kadın. Sevdiği adam ise dünyayı görmek için ülke ülke gezen ve Pilar'a mektuplar gönderen bir adam. Bir gün bu adam yapacağı bir konuşmayı dinlemeye gelmesi için Pilar'a mektup yazıyor ve yıllar sonra birbirlerini ilk defa bu konuşma esnasında görüyorlar. O günden sonra kısacık bir süre içinde Pilar için hayat hiç beklemediği bir şekilde ilerlemeye başlıyor. Tabii ki sevdiği adam için de...


Coelho'nun okuduğum ilk kitabı bu kitap. Ama araştırdığım kadarıyla her kitabında Hristiyanlıktan bahseden bir yazar. Bu kitapta da yine Hristiyanlıktan, Tanrı'nın kadın yüzünden, manastırdan, din adamlığından ve mucizelerden söz ediliyor.

Bu kitabın en önemli özelliği (bana göre) kahramanlarımız arasında yaşanan aşkın gücü. Aşk'a dair yapılan konuşmalar, söylenen sözler, aşk için vazgeçilen ya da kabul edilen birçok şey! Okurken birçok yerin altını çizdim. Aşk'ı öğreten çok şey vardı içinde.
Aylarca okumak için beklediğim ve okuduğuma çok değen bir kitap oldu Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım. Bu adın nereden ve nasıl geldiğini de öğreniyorsunuz kitapta.


Ayrıca şunu da not düşmek istiyorum. Kitabı elime alıp okumaya başladım ve ilk okuduğum gün neredeyse yarısını okumuştum. O an kitabı bıraktım ve aradan bir süre geçtikten sonra farkettim ki Pilar nasıl biri, nasıl görünüyor hiç hayalimde canlanmamış. Yazar karakterlerin nasıl göründüğüne dikkat çekmiyor. Yaşadıkları içsel, ruhsal varoluşlarına dikkat çekiyor çünkü. Ve biliyor musunuz ne Pilar'ın ne de sevdiği adamın nasıl göründüğünü düşünmeden okumak öyle heyecan vericiydi ki! Zaten hep ne olacak, ne olacak diye bekleyerek okudum!

Bir de daha önce Zweig için demiştim, bir erkek nasıl bu kadar aşık bir kadını yazabilir diye, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu kitabı için. Şimdi de Coelho için düşünmedim değil. Bir erkek yazarın, böylesine aşkı için savaşan bir kadını yazması ilgi çekici geliyor bana. Evet belki Pilar'ın sevdiği adam, Pilar'dan daha çok aşık ama sonuçta ikisi de aşk için bir şeyleri göze alıyorlar.


Bu kitap bana daha yazdırdıkça yazdırır arkadaşlar. Okuyanlarınız ile kitaba dair sohbet etmeyi çok çok isterim. Yorumlarınızı dört gözle bekliyorum. Hem de gerçek anlamda dört gözle. :D Okumayanlarınıza da kesinlikle tavsiye ediyorum. Beşeri aşktan, ilahi aşka, aşkın her türlüsüne dair inanılmaz güzel bir kitap Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım.

Not: Kitap bitince beni çok kötü bir hüzün sardı. Kitap elimde öylece kaldım, keşke bitmeseydi de hep okuyabilseydim diye...

İyi okumalar.  :)

7 Haziran 2017 Çarşamba

Kolye Düzenleyici | DIY *Kendin Yap

Merhabalar.
Tamamen farklı bir içerik ile karşınızdayım. Daha öncesinde kendi yaptığım çanta, defter vs. gibi şeyleri nasıl yaptığımı blogda anlatmam için yorumlar almıştım. Çok düşündüm acaba böyle bir kategori oluştursam mı blogumda diye. Sonunda karar verdim ve hemen ekledim.
Artık evde olduğuma göre rahat rahat yine kendi kendime bir şeyler yapabilecek olmam bu kararı gerçekleştirmemde çok etkili oldu. Ayrıca kendi odama yerleşeli neredeyse bir yıl olacak ama evde olmadığım için pek bir düzenleme yapamamıştım. Bundan sonra yeni yeni şeyler yapacağım odama ve kendime. Bunları da elimden geldiğince sizinle de paylaşacağım. Siz de yapmak istersiniz belki diye. Zaten hep ufak tefek ve kolay şeylerle uğraşıyorum. :)

Dün bir 'Kolye Düzenleyicisi' yaptım. Sprengel Deformitesi denilen kozmetiksel bir hastalıktan dolayı çok fazla kolye takamıyorum. Düzgün durmuyorlar boynumda çünkü. :D Yine de takabileceğim kolyeler alıp kullanıyorum. En çok bileklik ve kolye kullanmayı seviyorum çünkü. :)
Her neyse konumuz bu değil. :D
Kolyelerim takı kutumun içinde çok karmaşık durdukları için asmak istedim. Bunun için de aklıma gelen şey bir takta parçasının üzerine çivi çakmaktı. Öyle de yaptım. Şimdi bu kolay ama kullanışlı olduğunu düşündüğüm düzenleyici için malzemelerimiz:

-İstediğiniz boyutta bir çıta (Eğer çok kolyeniz varsa daha geniş ve daha uzun bir çıta tercih edebilirsiniz.)
- İstediğiniz adette çivi (Ben en fazla 10 tane asarım diye 10 tane çivi kullandım.)
- Çekiç
- Akrilik ya da Yağlı Boya (Çivileri renklendirmek için.)
- Sünger (Boyayı çivilere uygulamak için.)
- Kurşun Kalem
- Silikon tabancası ve silikon

Öncelikle çivileri gazete bulamadığım için herhangi bir büyük kağıdın üzerine dizdim. İstediğim renk akrilik boyayı süngerimin ucuna minicik koyarak çivilerimi boyadım. Yaklaşık 10 dakika içinde tamamen kurumuşlardı. Kuruyan çivilerimi çıtamın üzerine istediğim aralıklarla çekiç kullanarak çaktım. Burada çivi çakacağınız yerleri kolayca belirlemeniz için cetvel ve kalem kullanabilirsiniz. Ben biraz kafama göre belirledim. :D
Çivileri çaktıktan sonra düzenleyicimiz hazır! Daha sonra bir kurşun kalem ile dolabımda düzenleyicisi koymak istediğim yeri işaretledim. Silikon tabancasını iyice ısıtıp çıtamın arkasına iyice sürdüm. Dolabımda işaretlediğim yerlere denk gelecek şekilde yapıştırdım. Sonra da kolyelerimi dizdim.
Bu kadar. :)

Umarım beğenirsiniz. Ben normalde bunu daha fazla süsyelebilirdim. Ki daha sonra üzerine eklemeler yaparım. Yaptığım eklemelerimi İnstagram ve Snapchatte paylaşırım. Merak ederseniz beklerim. :) Görüşmek üzere.
İnstagram: nrmnpnr
Snapchat: nrmnpnr

NOT: Kolyelerimin en baştaki yaprak desenli olan uzun kolyemi H&M'den aldım. Geçen hafta gittiğimde çok beğenmiştim ama 25 tl vermek istemediğim için alamamıştım. İki gün önce yine gittim H&M'e. Bir de ne göreyim 3 TL ye düşmüş canım kolyem. Evet evet 3 TL :D Tabii ki hemen aldım. :)

4 Haziran 2017 Pazar

Wristcutters: A Love Story | Film

Sen ne kadar çok istersen o kadar gerçekleşmez. Öte yandan, şayet bir önemi yoksa gerçekleşir. Uğraşmazsan çabalamazsan bi bakmışsın olmuş bile.
— Wristcutters: A Love Story (Bilek Kesenler: Bir Aşk Hikâyesi)

Merhabalar.
İngilizce orijinal adının 'Bilek Kesenler' den daha çekici olduğunu düşündüğüm için başlığa orijinal adını yazdım filmimizin.
Ah ben pat diye giriş yaptım bugün sanki. :)
Neyse, bu aralar hiç film izleyemediğimi fark ettim ve bulduğum ilk fırsatta hemen bir şeyler izleyeyim dedim. Bağımsız Kült filmler izlemeyi sevdiğim için ufak bir araştırma sonucunda Wristcutters: A Love Story filmini izlemeye karar verdim.


2006 yapımı, Goran Dudik tarafından yazılmış ve yönetilmiş olan filmimizin türü Dram, Fantastik ve Komedi olarak geçiyor.

Filmin Konusu:
Zia, kız arkadaşı Desiree'den ayrılınca yaşadığı acıya dayanamaz ve intihar eder. Acısını sonlandırmanın yolunu ölümde bulacağını sanırken hiç beklemediği bir şekilde büyük bir yanılgıya düştüğünü anlar. Gözünü, sadece intihar edenlerin var olduğu bir dünyada açar.
Ölüm sonrası bir dünyadır burası; tuhaftır, gerçek yaşam kadar acımasızdır; hatta belki de daha fazla... Acılarsa yok olmamıştır. Ama yine de Zia için bir umut vardır. Çünkü ilginç bir şekilde Desiree'nin de intihar ettiğini öğrenmiştir. Tanıştığı bir rock şarkıcısı ve ısrarla bir yanlışlık sonucu orda olduğunu savunan bir otostopçu ile Desiree'nin peşine düşer. Barlarında sadece intihar etmiş elemanları olan Nirvana ve Joy Division gibi grupların şarkılarının çalındığı bu garip dünyanın kasvetli atmosferinde, tuhaf bir yolculuğa çıkarlar. 
2006 Sundance Film Festivali'nde Jüri Büyük Ödülü'nün sahibi olan bağımsız bir yapım.
*Sinemalar.com


Evet konusunda da okuduğunuz gibi film intihar edenlerin dünyasında geçiyor. Garip değil mi? Tüm intihar edenler tek bir yerde toplanıyorlar. Bu yerde ne renkler var, ne gülümsemeler! Hayatın 'yaşamaya değer' yanından hiç eser yok (Zaten yaşamı yaşamaya değer bulmayanlar gittiği için buraya gayet normal. :D) Bu yere gelenlerin hiçbiri oldukları yerden hala memnun değiller. Yani benim anladığım 'İntihar etmek çözüm değil.'

Konusunu okuduğumda merak uyandırmıştı. Aşkından ölen iki sevgili! Oturdum izlemeye başladım. Filmin ilk sahnesinden beğeneceğimi anlamıştım. Çünkü soundtrack (Tom Waits - Dead and Lovely) çok iyiydi!
Filmin ana kahramanı dışındaki iki karakter (bir rock şarkıcısı olan Eugene ve otostopçu kız Mikal) filme güzel hava katıyorlar. Bu arada söylemeden edemeyeceğim Eugene'nin çok güldüğüm ve çok manidar bulduğum bir sahnesi vardı. Ay sahneyi anlatıp anlatmamakta kararsız kaldım ama anlatmayayım. Siz izleyin. :) Sadece ipucu, Eugene'nin kardeşi intihar etmek üzere iken, 'bana intihar etmemem için tek bir sebep söyle' diyor. Sonrası muhteşem. :D

İzlerken bazı anlarda filmin sonunu tahmin ediyor gibi oluyorsunuz, bazen o tahmininiz değişebiliyor ve en sonunda bir 'Vaay!' bile diyebiliyorsunuz. Evet bazı yerlerde olacaklar tahmin edilebilirken, bazı yerlerde hiç beklemediğimiz şeyler olabiliyor.
'Mucizeler biz onları önemsemediğimizde gerçekleşiyor.'
Kimi yerde güldüğüm, kimi yerde '???' kaldığım bir film oldu. Bir çok açıdan eleştirilip, değerlendirilebilecek nitelikte bir film Wristcutters.
Genel anlamda çok beğendim. Tavsiye ederim.
Hatta üzerine yorumlarınızı da beklerim. :)

Not: Bağımsız Kült film önerilerinizi bekliyorum.

2 Haziran 2017 Cuma

Japonya'dan Kartpostalım Var! | Postcrossing

Merhabalar.
Bugün benim için çok güzel başladı.
Uyandım, aşağı indim ve bir de ne göreyim. Kargom gelmiş. Kitapyurdu'ndan iki kitap ve bir soru bankası almıştım. Aldıklarımın yazısını daha sonra yazacağım. :) Ama konumuz şu an bu değil.

Kargo paketimi babam almış ve koltuğun üzerine koymuş. Paketin üzerinde bir kart duruyor. Aldım kenara koydum. Herhalde bizimkiler bir şeyi öylesine üzerine bıraktılar sandım. Sonra bir anda fark ettim ki, kartın arka tarafında yazılar var. Hem de 'Dear Nermin' diye başlıyor! Dedim n'oluyoruz?! Sonra anladım ki postcrossing aracılığı ile bana taa Japonya'dan Sihori'den bir kartpostal! İki hafta kadar önce benim Rusya'ya yolladığım kartpostal ulaşmıştı. Buna rağmen aslında hiç beklemiyordum bana da bir kart geleceğini, ama gördüğümde inanılmaz mutlu oldum. Şimdi göndermem gereken 4 adres daha var! :)

Sevgili Sihori bana Oishi Kuranosuke'nin Bronz Heykel'inin kartpostalını göndermiş. Bir de not düşmüş 'Bugünlerde burada hava güzel, her taraf çiçek ve taze yeşil yaprak dolu!' diye. O an gözümde bir Sakura mevsimi canlanmadı değil!

31 Mayıs 2017 Çarşamba

Yağmur ve Yağmur | Alıntılar


"Bir gün mutlaka paraşütle atlayıp bulutların içinden geçmeliyim, diye düşünmüştüm. Dünyaya bir yağmur damlası gibi düşmek için... Sonra da bir yağmur damlası gibi toprağa karışıp buharlaşmak ve yeniden yükselip o bulutlara karışmak için... Aslında zaten bir parçam o bulutlardaydı. Hatta o bulutlar, yeryüzünden geçmiş bütün insanlardan birer parça taşıyordu. Çünkü hepsi de ağlamıştı. En katısı bile, doğumunda gözyaşı dökmüştü. Ve atmosferin içinde dönüp duran suya onlar da dahildi: Dünyanın bütün gözyaşları... Kendi gözyaşımın içinden paraşütle atlayıp geçmeyi düşünmüştüm..."
-Hakan Günday

"Yağmur olmasa kim,nasıl temizleyecek şu sokakları? Yağdığında ilk önce kötü insanlar terk etmiyor mu zaten sokakları?"
-Hikmet Anıl Öztekin






NOT: Okuma Günlüğüm isimli blogger arkadaşımız bir fotoğraf yarışması düzenliyor. Ben de katıldım. Desteklerinizi bekliyorum. :)
Yarışmada oy kullanmak için buraya tıklayabilirsiniz. :)

27 Mayıs 2017 Cumartesi

Tam 1 Yıl Oldu! | Blog Yıldönümü

“Okumanız iki saat sürse de unutmanız bir ömür alacak.” - Graham Robb

Herkese merhabaa!
Tam 1 yıl önce bugün başlamıştım blog yazmaya. Hep blog açmak istememe rağmen çok uzunca bir süre beklemiştim. Kendimi bu işi başarabilecek bir kapasitede görmüyordum öncesinde. Sonra yakın arkadaşlarımın desteğiyle, inanmıştım başarılı olabileceğime ve tam 1 yıl önce bugün açmıştım.
Kitap, film, fotoğraf, müzik üzerine bir şeyler yazdım, bazen kendi anlatılarımı paylaştım sizinle. Yeri geldi bir günüm ya da bir haftam nasıl geçti onu konuştuk, yeri geldi yiyecek-içecek tavsiyelerinde bulundum.
Çok güzel yorumlar aldım, çok nadir de olsa kötü yorumlar da aldım.
İyi kötü her yorum beni bilinçlendirdi. Daha iyi nasıl olabilirim gösterdi.
Hiç pişman olmadım blogu açtığıma. Bazen hakkını veremediğimi düşündüm ama. Göstermem gereken önemi gösteremediğim zamanlar da oldu çünkü. Bir ay 13 yazı girebilirken, kimi ay zorla 5 yazı girdim.
Öyle ya da böyle 12 ayı doldurdum. Ve bu 12 ay boyunca sizin gibi kocaman, güzel bir blog ailesine sahip oldum.
İlk zamanlarda 20 izleyicim olduğunda bile ne kadar çok sevinmiştim. Sonra 100 izleyicim olması şerefine çekiliş düzenlemiştim. Şimdi ise 272 izleyicim var. Belki yakında yine bir çekiliş düzenlerim. :)
Görüntülenmemin 10.000'e ulaşmasını hedefliyordum. Ne zaman olacak diye de çok merak ediyordum. 10.000 oldu, hatta şu an 31.000'in üzerinde görüntülenmem var. :)
Şu ana kadar en fazla görüntülenen yazım ise Hakkımda 10 Gerçek yazım. Hala okumayanlarınız varsa buraya bir tık. :)
Bir de tabii ki ilk yazımı da buraya bırakıyorum. Görmeyenleriniz belki ben ilk ne yazmışım merak ediyordur. :D
Siz olmasanız, bu blog da olmazdı. Hepiniz iyi ki varsınız. Hep birlikte daha nice blog yıllarına. :)


23 Mayıs 2017 Salı

Kardeşlik Adına | Benim Yazılarım

Yazdım...
Oturdum, bir şeyler yazdım.
Sevgi adına, kardeşlik adına...
Ama,
Paylaşamadım!

Paylaşmalı mıyım?
Paylaşmamalı mı?
Bilmiyorum...

Hayatın bizi hangi noktadan aldığını biliyoruz, ama bizi hangi noktaya götüreceğini bilmiyoruz. Nasıl götüreceğini de! Biz istesek de istemesek de bir yerlere geliyoruz.
Yaşamımız boyunca onlarca, yüzlerce hatta binlerce şeyle karşılaşıyoruz. Birilerini seviyoruz, birilerine güveniyoruz, birilerine inanıyoruz, birileriyle vakit geçiriyoruz, birileriyle gönül bağı kurup kardeş oluyoruz...

Sevdiklerimiz tarafından sevilmiyor, güvendiklerimiz tarafından aldatılıyor, inandıklarımız tarafından kandırılıyoruz. Vakit geçirdiklerimiz tarafından yalnız bırakılıyor; fakat kardeş olduklarımızla gönül bağımızı arttırıyoruz...

Hayatta her şey geçici. Birileri tarafından sevilmesen bile, elbet seven birisi çıkıyor. Güvenilir, inanılır birine denk geliyor ve yalnızlığın da bir süre sonra bitebileceğini görüyoruz. Ama kardeşlik, o bitmiyor. O geçmiyor. O geçip gitmiyor...

Birilerine kardeşim demek de kolay olmuyor. Kardeşlik zaman istiyor. Bir iki yıl değil, uzunca zaman, uzunca yaşanmışlıklar, kırgınlıklar, mutluluklar istiyor.
Mesela 8 yıl...

Birileri arkadaşın olabilir, birileri yakın arkadaşın, sevgilin olabilir. Birileri çok değer verdiğin dostun olabilir. Ama hiç kimse sıradan bir şekilde manevi kardeşin olamaz. Manevi Kardeşin olan kişi, zaten sıradan olmaz...
Aynı kandan olmasan bile, gönül bağı kurduğun -sadece lafta değil, hakkıyla yüreğinde hissettiğin- bir insan ile yaşarsın manevi kardeşliği.

Maneviyatı bol, gönül bağı hoş, yaşanmışlıkları güzel kardeşlikler adına...