27 Mayıs 2017 Cumartesi

Tam 1 Yıl Oldu! | Blog Yıldönümü

“Okumanız iki saat sürse de unutmanız bir ömür alacak.” - Graham Robb

Herkese merhabaa!
Tam 1 yıl önce bugün başlamıştım blog yazmaya. Hep blog açmak istememe rağmen çok uzunca bir süre beklemiştim. Kendimi bu işi başarabilecek bir kapasitede görmüyordum öncesinde. Sonra yakın arkadaşlarımın desteğiyle, inanmıştım başarılı olabileceğime ve tam 1 yıl önce bugün açmıştım.
Kitap, film, fotoğraf, müzik üzerine bir şeyler yazdım, bazen kendi anlatılarımı paylaştım sizinle. Yeri geldi bir günüm ya da bir haftam nasıl geçti onu konuştuk, yeri geldi yiyecek-içecek tavsiyelerinde bulundum.
Çok güzel yorumlar aldım, çok nadir de olsa kötü yorumlar da aldım.
İyi kötü her yorum beni bilinçlendirdi. Daha iyi nasıl olabilirim gösterdi.
Hiç pişman olmadım blogu açtığıma. Bazen hakkını veremediğimi düşündüm ama. Göstermem gereken önemi gösteremediğim zamanlar da oldu çünkü. Bir ay 13 yazı girebilirken, kimi ay zorla 5 yazı girdim.
Öyle ya da böyle 12 ayı doldurdum. Ve bu 12 ay boyunca sizin gibi kocaman, güzel bir blog ailesine sahip oldum.
İlk zamanlarda 20 izleyicim olduğunda bile ne kadar çok sevinmiştim. Sonra 100 izleyicim olması şerefine çekiliş düzenlemiştim. Şimdi ise 272 izleyicim var. Belki yakında yine bir çekiliş düzenlerim. :)
Görüntülenmemin 10.000'e ulaşmasını hedefliyordum. Ne zaman olacak diye de çok merak ediyordum. 10.000 oldu, hatta şu an 31.000'in üzerinde görüntülenmem var. :)
Şu ana kadar en fazla görüntülenen yazım ise Hakkımda 10 Gerçek yazım. Hala okumayanlarınız varsa buraya bir tık. :)
Bir de tabii ki ilk yazımı da buraya bırakıyorum. Görmeyenleriniz belki ben ilk ne yazmışım merak ediyordur. :D
Siz olmasanız, bu blog da olmazdı. Hepiniz iyi ki varsınız. Hep birlikte daha nice blog yıllarına. :)


23 Mayıs 2017 Salı

Kardeşlik Adına | Benim Yazılarım

Yazdım...
Oturdum, bir şeyler yazdım.
Sevgi adına, kardeşlik adına...
Ama,
Paylaşamadım!

Paylaşmalı mıyım?
Paylaşmamalı mı?
Bilmiyorum...

Hayatın bizi hangi noktadan aldığını biliyoruz, ama bizi hangi noktaya götüreceğini bilmiyoruz. Nasıl götüreceğini de! Biz istesek de istemesek de bir yerlere geliyoruz.
Yaşamımız boyunca onlarca, yüzlerce hatta binlerce şeyle karşılaşıyoruz. Birilerini seviyoruz, birilerine güveniyoruz, birilerine inanıyoruz, birileriyle vakit geçiriyoruz, birileriyle gönül bağı kurup kardeş oluyoruz...

Sevdiklerimiz tarafından sevilmiyor, güvendiklerimiz tarafından aldatılıyor, inandıklarımız tarafından kandırılıyoruz. Vakit geçirdiklerimiz tarafından yalnız bırakılıyor; fakat kardeş olduklarımızla gönül bağımızı arttırıyoruz...

Hayatta her şey geçici. Birileri tarafından sevilmesen bile, elbet seven birisi çıkıyor. Güvenilir, inanılır birine denk geliyor ve yalnızlığın da bir süre sonra bitebileceğini görüyoruz. Ama kardeşlik, o bitmiyor. O geçmiyor. O geçip gitmiyor...

Birilerine kardeşim demek de kolay olmuyor. Kardeşlik zaman istiyor. Bir iki yıl değil, uzunca zaman, uzunca yaşanmışlıklar, kırgınlıklar, mutluluklar istiyor.
Mesela 8 yıl...

Birileri arkadaşın olabilir, birileri yakın arkadaşın, sevgilin olabilir. Birileri çok değer verdiğin dostun olabilir. Ama hiç kimse sıradan bir şekilde manevi kardeşin olamaz. Manevi Kardeşin olan kişi, zaten sıradan olmaz...
Aynı kandan olmasan bile, gönül bağı kurduğun -sadece lafta değil, hakkıyla yüreğinde hissettiğin- bir insan ile yaşarsın manevi kardeşliği.

Maneviyatı bol, gönül bağı hoş, yaşanmışlıkları güzel kardeşlikler adına...




20 Mayıs 2017 Cumartesi

Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız | Kitap

Yürek, hep yanımızda olsunlar ve hayat bizi nereye sürüklerse onları da yanımızda taşıyalım diye tüm sevdiklerimizi içine kapattığımız büyük bir dolaptı.
-Romain Puertolas | Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız 

Merhabalar. Bugün son zamanlarda okuduğum en güzel kitaplardan birini paylaşacağım sizinle.
Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız. Adı ne kadar da uzun değil mi?
Ve de çok tatlış. :)
Sevgili Kız Kardeşlerin önerisi üzerine aldığım ve çok alışık olmadığım bir tarzda ama yine de çok severek okuduğum bir kitap.

Romain Puertolas tarafından yazılmış.

Adına bakınca siz ne düşünüyorsunuz bilmiyorum ama ben ilk duyduğumda komik bir masalımsı bir şey bekledim. Aslında nasıl bir şey beklediğimi çok da net ifade edemiyorum ama beklediğim şey, olan şey değildi. Yani kitap düşüncemin neredeyse tam zıttıydı.
Yazara kocaman tebriklerimi sunuyorum, böyle bir durumu, böyle güzel anlatabildiği, acı bir olayı böylesine eğlenceli ve hayatla barışık bir hale getirebildiği için.

Evet aslında Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız bir olayın, bir durumun benzetmesi. Sadece bu değil, 'ağızdan çilek reçeli çıkması, ekmeğin reçelli tarafının yere düşmesi', bunlar da kitabın birer benzetmesi.
Neler olduğunu, neler yaşandığını anlatmayı o kadar çok istiyorum ki şu an, ama anlatırsam kitabın tüm büyüsü bozulacak. Bir modern zaman masalı değil bu kitap, modern zaman masalına dönüştürülmüş bir gerçeklik hikayesi aslında. 

Okurken bir anlatıcı ve dinleyici olduğunu göreceksiniz. Biz okurlar da aynı kitaptaki dinleyicinin verdiği gibi tepkiler veriyoruz okurken. 'Hadii geç bunları, sonra ne oldu?' dercesine. Sonuna gelince de bir şaşkınlık!
Evet şahsen benim ağzım ufaktan bir açık kalmadı değil. 


Kitabın kapak yazısını da buraya bırakıyorum.

Tebligat Noktagil, babasından kalan mayonez tarifini mükemmelleştirmekten başka bir hırsı olmayan, altı ayak parmaklı, Parisli genç bir kadın postacıdır. Günün birinde, Marakeş'e yaptığı seyahatte tanıştığı ve evlat edinmek istediği hasta, küçük kız Zehra'yı almak üzere yola çıkmasıyla birlikte tüm hayatı derinden sarsılır. O talihsiz gün, İzlanda'daki kimsenin adını söyleyemediği yanardağ patlar ve kül bulutları Avrupa'da tüm uçuşların iptal olmasına neden olur. Farklı bir ulaşım yolu arayan Tebligat'ın nefes kesen macerası da böylece başlar. Julio Iglesias dinlemeye meraklı Budist rahiplerden devlet başkanlarına, çok farklı insanlarla karşılaştığı bu macera, sürekli daha garip bir hal alır. 

Yayımlanır yayımlanmaz büyük bir başarı elde eden Bir Ikea Dolabında Mahsur Kalan Hint Fakiri'nin Olağanüstü Yolculuğu'nun yazarı Romain Puértolas'ın bu kitabı fantezilerle dolu, duygusal ve bir o kadar da eğlenceli bir peri masalı, sevginin kanatlandırdığı bir kadının hikâyesi. 

Peki ya siz, uçmaya hazır mısınız?


Şunu da söylemeden geçmeyeceğim, bu kitap bana 'hayatla barışık olmak gerektiğini, kötü şeyleri bile güzel görebileceğimizin mümkün olduğunu ve ne kadar dolaylı da olsa, bir şeye inanırsak ve onun için çabalarsak, bunu başarabileceğimizi' gösterdi.

Kitabın en sevdiğim özelliklerinden birisi de, başka yazarlardan, sanatçılardan da ufak alıntıların geçiyor olması. İçerisinden onlarca alıntı yapılabilecek bir kitap. 
Birkaç alıntı:
-Çünkü yaşam sürdüğü müddetçe umut vardı ve insanlar olduğu müddetçe de aşk olacaktı.
-Bir yaşamın hiçbir ağırlığı yoktur. Yer çekimine tabi olan gezegenimizde bile. Bir müddet yaşarız işte, hastalık gelip bizi bulana ve kendisiyle birlikte yıldızlı tavana yükseltene dek.

Bu güzel peri masalını okumanızı öneririm. Özellikle de uçmayı hayal edenler. Çünkü okurken siz de uçabilirsiniz. :) 

16 Mayıs 2017 Salı

Az Biraz Bir Şeyler Dinleyelim | Müzik

Merhabalar efendim. :)
Farkettim de bu Mayıs ayında daha 3 yazı yazmışım. Bu ay biraz fazla tembelim. Ah pardon, aslında tembel değilim de bloga vakit bulamıyorum. Şimdi evimdeyim ve evde yapmam gereken bir milyon ton iş olduğu için anca bu saatte elime aldım bilgisayarı. Dedim ki, bu aralar dinlediklerini yaz Lila. :)

1) Sunstroke Project - Hey Mamma: Bu şarkı Moldova'nın Eurovision 2017'ye katıldığı ve 3. olduğu şarkı. Evet geçen günlerde yurt şartları altında Eurovision 2017'yi izlerken, bu şarkıyı duydum ve kesinlikle 1. olmalı dedim. Ama 3. oldu. Olsun 3 de kötü değil. Bir de siz dinleyin bakalım, sizce nasıl?


2) Salvador Sobral - Amar Pelos Dois: Hazır Eurovision 2017 demişken, 1. olan Portekiz'in şarkısını da buraya eklemeden geçmek istemedim. :)


3) Marian Hill - Down: Bu aralar taktığım bir diğer şarkı da bu. Ritmi sizce de çok hoş değil mi?


4) Buray - Seni Sevmiyorum Artık: Bir tane de Buray ekleyelim buraya, zira kendisini pek bir severim. 



13 Mayıs 2017 Cumartesi

Bu Bir Veda 👋👋

Her son, yeni bir başlangıçtır...

Merhabalar. Evet, bu bir veda yazısı. A durun bir saniye! Elbette ki size değil, okula, yurduma, odama, arkadaşlarıma ve Mersin'e veda yazısı.
Mezun oldum. Bitti sınavlarım, derslerim, sunumlarım, her şey...
Ve bu gece Mersin'de, yurtta, odamda son gecem...
Bu yazıyı da her canım sıkıldığında yurda yakın olduğu için kendimi bulduğum Simit Sarayı'ndan yazıyorum. Belki diyorsunuz şu an 'Madem odanda son gecen, neden odanda değilsin?' diye, belki de demiyorsunuz. :D Neyse şöyle ki haftasonu çıkış yapacağım için, Cuma gününden yurttan çıkışımı aldım ve şu an 5 yıllık yurdumda misafir öğrenci muamelesi görerek kalıyorum. Dün akşam KYK internetine bağlanmaya çalışınca, sistem bana 'Aktif öğrenci kaydınız yok!' dedi. Sildiler tabii beni, unutmuşum. :/

Her neyse, evet bu Mersin'de son gecem. Mersin bana çok şey öğretti. Çocukken hep buraya gelirdik. Çünkü aslında babam Mersin doğumlu ve burada baba tarafından çok akrabam var. Lise 3-4teyken sürekli Mersin'e gidelim derdim evdekilere. Ama o zamanlarda fırsat bulamıyorduk. Sonra ben üniversiteyi Mersin'de okumak istedim, geldim. 5 yıldır bu şehirdeyim. Sıkıldım doğrusu. Son bir yıldır özellikle, her şey boğuyor hale geldi beni bu şehirde.
Geçmişe dönüp baktığımda çok güzel anılarım var. Acılarım da var Mersin'de. Her acı bir şey öğretti bana. Mersin bana hayatta kalmayı öğretti. Bu şehirde hayatıma onlarca insan girdi. İçlerinde çok kalıcı etkisi olanlar oldu. Bunlardan biri 5 yıldır oda arkadaşım, sınıf arkadaşım, yol arkadaşım Gizem. Evet ailemden çok gördüm bu süre içinde belki de onu. Çok katkısı, çok desteği oldu bana...
Sonra geriye dönüp baktığımda, bir üniversitelinin yaşaması gereken (bana uygun olarak) her şeyi yaşamama olanak sağlayan, iki yıl boyunca neredeyse her anımda var olan, her sıkıldığımda kendimi yanlarında bulduğum, birlikte çok güzel vakit geçirdiğim arkadaş topluluğum vardı.
Sonra başkaları vardı. Bana attıkları kazıklarla, söyledikleri yalanlarla, arkamdan konuşmalarıyla, arkamdan konuşanlara destek çıkmalarıyla bana çok daha fazla şey öğreten insanlar. Yakın bilip, düşman olan, kıskançlıklarından beni kırmak için ellerinden geleni yapan insanlar da tanıdım. Onlar da çok şey öğretti bana. Ama birer bireyiz artık. Herkes menfaat ilişkisi için birileriyle birlikte belki de..
Bir süre ayrı düştük, tartışmalarımız oldu. Kırdık birbirimizi. Ama sonuçta biz çok yakındık ve hala öyleyiz. Öyle de olacağız.
Ha unutmadan, özel olarak bahsetmeyecek de olsam elbette çok fazla güzel arkadaşlıklarım oldu.
Bence Mersin'den ayrılmadan önce bir de Büşra'nın varlığından da söz etmeliyim. Biliyorsunuz Büşra kim, manevi kardeşim. :) Üniversiteye ilk başladığım zamanlarda neredeyse her hafta görüşüyorduk. En büyük destekçimdi, hala da öyle. Hala zor zamanımda yanımda. Ben Mersin'de, O Adana'da olsa bile bizim hep kalbimiz, ruhumuz birdi. Öyle de olacak.

Buraya yazabileceğim aslında o kadar çok şey var ki! Durmak zorundayım, uzatmamak zorundayım. Mersin'de, bu şehirde hayatıma giren herkese, iyi-kötü, herkese çok teşekkür ediyorum. Hepiniz sayesinde büyüdüm. 18ini bile doldurmadan gelen bir çocukken, şu an bir çok şeyin bilincinde 23 yaşında bir bireyim!
Elbette dünya küçük, elbette bir yerlerde karşılaşacağız...

Mersin'den ayrılmam buradaki hayatım için bir son, ama yeni şeylerin başlangıcı olacak. Yeni bir hayatım, yeni bir çevrem ve yeni yaşantılarım olacak. Hepimizin öyle...

7 Mayıs 2017 Pazar

Şu Çılgın Türkler! *Turgut Özakman | Kitap

"Bir romanda yaşadığımı düşünüyordum.Yanılmışım.Böyle roman olur mu? Bağımsızlığı ve özgürlüğü için mücadele eden bir halkın destanı bu."
- Şu Çılgın Türkler, Turgut Özakman 


Merhabalar. Alınacaklar ve Okunacaklar Listesi isimli yazımda da bahsetmiştim, Şu Çılgın Türkleri'i okuduğumu. Bitirdim. Zaten hemen bitirmek istiyordum çünkü üç gün sonra Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi'nden sınavım var. Üniversite hayatımın son sınavı. :)
Tarihi çok sevmeme rağmen, çalışırken çok sıkılmamama rağmen, bu dersin sınavıyla aram çok iyi değil. Ne yazık ki!

Her neyse, geçelim kitabımıza. Kitap, Turgut Özakman tarafından yazılıp, 2005 yılında yayımlanan, 747 sayfalık bir eser.

Milli Mücadele dönemini anlatıyor. İnönü Savaşlarını, Kütahya-Eskişehir Savaşını, Sakarya Savaşını ve Büyük Taarruzu anlatıyor. O dönemde bu savaşlara nasıl hazırlanıldığını, savaşın yanı sıra devletin geri kalan kısımlarında neler olduğunu, neler yaşandığını anlatıyor. Halide Edip'in, Nesrin'in, Dr. Adnan Adıvar'ın neler yaptıklarını, Mustafa Kemal'in ülke için nelerle savaştığını anlatıyor.

Her Türk'ün okuması gereken bir kitap. Okurken sıkmıyor, bunaltmıyor. Akıcı bir şekilde ilerliyor. Sadece ben bir an önce bitirmek istediğimden dolayı son 200-300 sayfayı okurken 'Ne zaman bitecek?!' demeye başladım. Ama o günden iki gün sonra bitiverdi zaten.
Her olay, her anekdot notlarıyla veriliyor ve kitabın arka tarafında bu notlar için bir ek bulunuyor. Okurken merak ettiğinizde dönüp neler olduğuna, ne olduğuna detaylı bir şekilde bakabiliyorsunuz.

Ben ilk defa bu kitabı lise 3'te iken okumuştum. 6 yıl sonra tekrar okudum. Şu an çok daha iyi anladım olayları. (Bir de üzerine sınavım için aynı konuları çalışınca, her şey yerli yerine oturdu!)

Kitaba dair birkaç eleştirim var fakat bunları burada paylaşmayacağım. En önemli gördüğüm eleştiri ise, kitapta İstiklal Marşı'mızın kabulünden, Mehmet Akif Ersoy'dan neredeyse hiç bahsedilmemiş olması. Milli Mücadele dönemimizin en önemli olaylarından biri olan, Türk Ordusuna ithaf edilen milli marşımız İstiklal Marşı'mızdan hakkıyla bahsedilmemiş olması üzücü.

Ayrıca Turgut Özakman'ın senaristliğini yaptığı ve Şu Çılgın Türkler'deki olayların ve söylenenlerin neredeyse birebir işlendiği Kurtuluş dizisine de göz atabilirsiniz.

Bol okumalı günler!

3 Mayıs 2017 Çarşamba

Bir Çiçek Bahçesi | Fotoğraf

Çiçeklerin açtığı yerde umutlar da canlanır.
-Lady Bird Johnson

Merhabalar herkese. :) Uzunca bir dönemdir -yaklaşık bir yıldır- elime fotoğraf makinesi alıp fotoğraf çekmemiştim. Bu aralar tekrar fotoğraf makinesi ile çekim yapmaktayım. :)
Dün kendi mezuniyet fotoğraflarımı da çektirdim bu arada. :) Çünkü artık mezunum. :)

Her neyse bugün biraz çiçek fotoğrafı çektim ve sizlerle de paylaşmak istiyorum. Fotoğraflara dair yorumlarınızı da bekliyorum. :)

NOT: Fotoğraflar CANON 650D 50mm 1.8 ile çekilmiştir.







Pembe Gülün hatırına buraya bir de Barış Abimizden Gülpembe'yi bırakıyorum. :)
Barış Manço'nun bu şarkıyı yazmasındaki esin kaynağı da babaannesi Nimet Hanım'mış. :)