24 Nisan 2017 Pazartesi

Okunacaklar ve Alınacaklar Listesi | Kitaplar

Merhaba. Nasılsınız? Yolunda mı her şey?
Kitap okumaya fırsat bulabildiğim zamanlara dönmenin mutluluğunu yaşıyorum artık. Bu nedenle okumakta olduğum, okuyacağım ve okumak için alacağım kitapların küçük bir listesini paylaşmak istedim sizlerle.


-Şu Çılgın Türkler - Turgut Özakman: Şu anda okuduğum kitap bu. Atatürk İlke ve İnkılap Tarihi dersi kapsamında, senaristliğini Turgut Özakman'ın yapmış olduğu Kurtuluş dizisinden bir bölüm izledik derste. Senaristi Turgut Özakman olunca tabii, Şu Çılgın Türkler'deki olayların aynısı geçiyordu. Madem böyle dedim, kitabı tekrar elime aldım ve okumaya başladım. Daha önce 2011de okumuştum bu kitabı. Tekrar okumak daha iyi olacak diye düşünüyorum.


Okunacaklar:
-Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız - Romain Puertolas: Kitabın adı ve kapağı ne kadar da şeker görüyorsunuz değil mi? :) Bu kitaptan da sevgili Kız Kardeşler bloglarında bahsetmişlerdi. Çok ilgimi çekmişti ve onun üzerine D&R'da görünce alıverdim hemen. İlk birkaç sayfasını da okudum hatta. :) Sabırsızlıkla okumayı bekliyorum.


-Dünyanın İlk Günü - Beyazıt Akman: Benim en değerli kitaplarımın başında yer alıyor bu kitap. Tarih sevdam bu kitapla başladı çünkü. Bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine alıp okumuştum. Yer yer gözlerimden yaşlar geldiği olmuştu. Fatih'in İstanbul'u fethini anlatıyor bu güzel eser. Bunu da 3 yıl önce okumuştum ama tekrar okuyacağım. Böyle güzel eserleri arada tekrarlamak lazım. :)

Alınacaklar:
-Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım - Paulo Coelho: Uzun zamandır okumayı istediğim kitapların başında geliyor. İçinden birkaç alıntıyı okumuştum ve çok merak etmiştim. Bir aşkın hikayesi... Alınacaklar listemin başında yer alıyor.

-Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat - Stefan Zweig: Zweig'in dilini ve eserlerini çok seviyorum. Bu kitabı da merak ettiğim kitaplarının arasında. Hakkında çok şey duydum. :)

-Şeker Portakalı - Jose Mauro De Vasconcelos: Evet biliyorum 'Hala bunu okumadın mııı?' diyenleriniz var aranızda. Maalesef ki okumadım. Ama okuyacağım.


Kitaplara dair yorumlarınızı ve bana önerebileceğiniz başka kitap isimlerini bekliyorum. Bol okumalı güzel günler! :)

21 Nisan 2017 Cuma

LIFE - Hayat | Film

Merhabalar. Son bir saattir İnternete girmek için çabalıyordum fakat sevgili yurdumun, sevgili interneti buna müsaade etmiyordu. Sonunda girebildim. :D
Neyse bugün ki konumuz Hayat filmi. Şu an gösterimde olan, Daniel Espinosa tarafından yönetilen ve başrollerinde sevdiğimiz oyuncular Jake Gyllenhaal ve Ryan Reynolds'ın yer aldığı Bilim-Kurgu ve Gerilim filmi.
Muhteşem gerilim filmi.
Öyle böyle değil, iyi gerilim filmi. :)

Kısaca konusundan bahsedeyim. Uzaya gönderilen ve Mars'tan getirilen bir örneği incelemekle görevlendirilen bir ekip var. Bu ekip Pilgrim Uzay Aracında bu örneği incelerken olaylar değişiyor. Daha doğrusu olaylar beklemedikleri şekilde ilerliyor ve Mars'tan getirilen örnek beklediklerinden çok daha farklı ve çok daha güçlü bir hal alıyor.
Ah o örnek yok mu o örnek!
Filmin ilk yarısında koltuktan zıplayacaktım neredeyse. Evet itiraf ediyorum, korktum! Ama gerildiğim için korktum tabii ki.
İzlerken heyecandan kalp atışlarımı hissediyordum, resmen yüreğim ağzımda filmi izliyordum.

Yeri geldi filmde 'vaay' dedim, bazen 'ya yok artık!' dedim, çoğu zaman 'dur yapma, gitme, etme!' dedim. Ama bu dediklerimi filmdekiler duymuş olsalardı, film ilk 15 dakikada biterdi. :D

Spoiler vermemek için şu an çok çaba sarfediyorum. Ama sonuna dair ufacık, minnacık bir şey söylemek istiyorum. Ağzım açık kaldı. :)

Eğer bilim-kurgu filmleri seviyorsanız, izlemenizi şiddetle tavsiye ediyorum. İzlediğim kaliteli bilim-kurgu filmlerinden biri oldu.

Şimdiden iyi seyirler. :)

18 Nisan 2017 Salı

100. Yazı | Bahar Ayları

"İlkbahar gibi bir mevsimi olan bu dünya, üzerinde yaşanmaya değer... Ne olursa olsun."-İçimizdeki Şeytan, Sabahattin Ali

Merhabalar herkese.
Bu benim blogumdaki 100. yazım. 11 ay oldu blogumu açalı. Evet bir ay sonra birinci yılımı doldurmuş olacağım. O zamana özel yazacağım yazıları bir kenara koyarak, bugün ki yazımın da özel olmasını istiyorum açıkçası. Ama ne yazmalıyım, nelerden bahsetmeliyim bilemedim. :)

Oturup düşünürken, yaz bir şeyler işte Lila dedim kendi kendime. :) Yine kahvem eşliğinde, bir yandan Testing dersim için sınav hazırlarken, diğer yandan çektiğim fotoğrafları kurcalayayım dedim. Sonra 'Bahar' temalı bir fotoğrafıma denk geldim.
Evet bahar aylarındayız. En sevdiğim mevsim bu mevsim. Havalar ne sıcak, ne soğuk! Yeşiller tam yeşil, bulutlar tam beyaz, gökyüzü masmavi, dolayısıyla deniz de muhteşem görünüyor bu aylarda. Biten umutların yeniden canlanacağını, bozulan bazı şeylerin yeniden düzeleceğini hatırlatıyor bu mevsim bana.
Saçma sapan korkularım yüzünden, yok olup gittiğini düşündüğüm bazı şeyler geri geliyor bu aralar. Kendimden daha emin, daha mutlu ve ne istediğinden emin biri olarak devam ediyorum hayatıma.
Büyük değişiklikler var hayatımda. Beni mutlu eden güzel değişiklikler... Beni mutlu eden bir ailem, beni mutlu eden bir manevi kardeşim var. Bir de beni mutlu eden bitmeyen dostluklarım, bitmesini istemediğim arkadaşlıklarım var.
100. yazım hatırına diyorum ki sizlere, umutlarınız hiç tükenmesin. Suya düşen hayaller, yüzeye çıkacak bir şeyler buluyorlar zamanla! Sadece sabredip doğru anı beklemek gerekiyor. Sonuçta hayaller de kendini kaybediyor bir anlığına. Ama toparlayabiliyorlar kendilerini.
İlkbahar aylarında bulsun güzel şeyler hepimizi. Her kış toprağa karışan yapraklar, ilkbaharda ağacın en güzel yerlerinden yeşeriveriyor mutlaka!
İyi ki bu blogu açtım, iyi ki sizlerle tanıştım! Bugüne kadar 100 yazımın içinde yeri geldi saçma sapan yazılar yazdım, eleştiriler aldım, yeri geldi duygularımı anlattım, acılarımı paylaştım, güzel destekler aldım. Ama ne olursa olsun en önemlisi sizler gibi değerli insanlarla etkileşim halinde olup bir şeyler öğrendim, yeni arkadaşlıklar edindim.

Hepimiz için daha niye 1000., 100000. yazılara inşallah! Hepinizi çok seviyorum. Unutmayın, her son yeni bir başlangıçtır. ;)

Son olarak: Luke Bryan - Huntin', Fishin' And Lovin' Every Day

11 Nisan 2017 Salı

Şirin mi Şirin Şirinler | Film

Haydi hep birlikte Şirinleyelim!

Merhabalar herkese. Biliyorsunuz ki bu aralar çok yoğun değilim. Bu yüzden uzun süredir gitmediğim sinemaya bir gideyim dedim. Hazır Şirinler: Kayıp Köy gösterimdeyken. :)

Şirinler 1'i inanılmaz çok sevmeme rağmen, 2.sini sevememiştim. Sıkılmıştım izlerken. Şirinler 3: Kayıp Köy'e giderken de aslında biraz çekiniyordum. Acaba yine sıkılır mıyım diye! Ama açık ve net söylüyorum, hiç sıkılmadım. Çok çok harika bir film olmuş. :)

Film Şirine üzerinden ilerliyor. Biliyorsunuz ki Şirine gerçek bir şirin değil, Gargamel tarafından, kilden yapılmış bir şirin. Film bu duruma bağlı olarak ilerlemekte. Şurada size her şeyi anlatasım geldiğini itiraf etmeliyim ama spoiler vermek istemiyorum.
Yer yer çok güldüğüm, çok eğlendiğim, bazen gözlerimin dolduğu, bazen 'vay bee!' dediğim sahnelerle dolu bir animasyon olmuş Şirinler: Kayıp Köy.
En çok beğendiğim şeylerden biri Güçlü Şirin'in Şirine'ye durmadan iltifat etmesiydi. :) Ne kadar hoş iltifatlar ediyor görmelisiniz! Birkaç tane daha çok sevdiğim yer var ama söylemiciğim. :) İzleyin!
-Not: Çok şaşıracağınız şeyler oluyor bu filmde!
-Filmin soundtrackleri de inanılmaz güzel bu arada. ;)

Bu arada benim en çok sevdiğim şirin Gözlüklü Şirin. :)

Şimdi filmin beyazperde.com'daki konusunu paylaşıyorum:
Şirinler'in yeni macerasında ekip yine bir görev uğruna yollara koyulur. Gizemli bir harita ortaya çıkar ve gizli bir köyün yerini işaret eder. Bunun üzerine bu köyün güvenliği artık Şirinler'in ellerindedir. Şirine, Gözlüklü Şirin, Sakar Şirin ve Güçlü Şirin gizemli ormanda yolculuk ederek bu köyü keşfetmeye karar verirler. Ancak kötü kalpli Gargamel'in de bu haritadan haberi olur ve o da bu gizemli köyün peşine düşer. Artık bu köyü Gargamel'den önce bulmak Şirinler'in en büyük görevi haline gelir. Bu yolda Şirinler tarihinin en büyük gizemini de çözeceklerdir...
İlk iki filmin başarısından sonra yapım ekibi serinin üçüncü filmi için de mutfağa girdi. Sony Pictures Animasyon stüdyolarından çıkma olan senaryosu Karey Kirkpatrick ve Chris Poche'a emanet.


9 Nisan 2017 Pazar

Avokado Salatası🥑 | Yemek

Merhabalar herkese. Bugün tamamen farklı bir içerik ile karşınızdayım. (Bir bu konu kalmıştı yazmadığım, yazayım dedim. :D )
Açıkçası farklı şeyler yemeyi, denemeyi, yapmayı sevdiğim için bugün bir avokado salatası yapmak istedim. Yapmadan önce malzemelerin fotoğrafını çektim, çünkü beğenirsem sizlerle de bu tarifi paylaşırım diye düşündüm. Gerçekten de çok beğendim.


Çok sağlıklı olan salatamızın öncelikle malzemelerini yazıyorum.
*(Tarif bir kişilik olduğu için malzemelerimiz çok az. Aklınızda bulunsun!)

Malzemeler:
-Yarım avokado
- 6 tane cherry (mini) domates
- 2 yemek kaşığı tane mısır
- 1 salatalık
- Yarım limon
- 3-5 ceviz
- Tuz, pul biber
- 2 yaprak nane


Yapılışı:
Öncelikle salatalığı, domatesi ve avokadoyu dörde bölerek doğrayıp bir kaba koydum. Üzerine mısırları ilave edip yarım limonu sıktım. Limonun özellikle avokadonun üzerine gelmesine dikkat ettim. (Avokadonun limonla uyumu çok güzel çünkü). daha sonra tuzu ve pul biberi ekleyip, 2 yaprak naneyi ince ince kıyarak malzemelerimin içine attım. Hepsini bir güzelce karıştırdıktan sonra tabağıma aldım. Cevizlerimi de tabağa aldığım salatanın üzerine döktüm. Ve bu kadar!

İsterseniz elbette bu salatanın içine başka şeyler koyabilirsiniz. Avokado salatalarında genellikle sarımsak da kullanılıyor. Fakat ben sarımsak yiyemediğim için tercih etmiyorum. Sizler içine bir-iki diş sarımsak ve birkaç dal maydanoz ekleyerek de bu salatayı yapabilirsiniz.
Afiyet olsun!

5 Nisan 2017 Çarşamba

Nar Ağacı | Kitap

Sen öyle çağırmasan, ben böyle gelmezdim.
-Nar Ağacı - Nazan Bekiroğlu

Merhaba arkadaşlar. Bugün en son okuduğum ve çok beğendiğim, Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı isimli kitabından bahsetmek istiyorum.

Nar Ağacı Nazan Bekiroğlu'nun okuduğum ilk kitabı. Muhtemelen son kitabı da olmayacak çünkü üslubunu çok beğendim. Bir arkadaşım bana 'Eğer bir kitabı okurken anlatılanları zihninde canlandırıp sen de yaşıyormuş gibi hissediyorsan, yazar bunu gerçekten hissederek yazmıştır.' demişti. Eğer gerçekten böyleyse Nazan Bekiroğlu kitabın her harfini hissederek yazmış demektir. 

Kitap 2002 yılında basılmış ve 586 sayfacık. İki zamanda ilerliyor. Geçmiş ve şu an...

Trabzon'dan Taht-ı Süleyman'a uzanan bir aşk öyküsü Nar Ağacı. Evet Trabzon'da geçiyor. (Nazan Bekiroğlu normalde KTÜ'de öğretim görevlisi imiş.) Trabzon'da geçtiğini öğrendikten sonra kitabı daha çok merak etmiştim. Okurken bahsedilen yerleri (Tabakhane Köprüsü, Zağanos, Ortahisar vs.) hepsini gözümde canlandırabildim ve gerçekten oralardaymışım gibi hissettim. Bunda oraları görmüş olmamın da büyük katkısı var elbette.

Romanda beni en çok çeken şey fotoğrafların içinde yapılan yolculuklar. Bir gölge olarak bir fotoğraf karesine girip, eski bir dönemi yaşamak... Mümkün olsun isterdim! Geçmişi, şu anda ki aklım ile yaşamak isterdim! Nar Ağacı bunu bir nevi yaşattı. Balkan Harbi dönemine gittim, Bolşevik İhtilal'inin Batum'a ulaştığı zamanları hissettim. Bunu hissettiren de yazarın etkileyici anlatımıydı elbette. 

Tebriz'i gördüm, Zerdüştleri öğrendim, Şehname'den birkaç şey okudum, Farsça şarkı dinledim...

Yer yer sıkılmadım desem yalan olur. Aslında sıkılmak değil, olaylar biraz daha hızlı aksın istedim. Setterhan'ı anlatırken, Zehra'yı merak ettim. Zehra'yı anlatırken Yasemen ile yaşadıklarını öğrenmek istedim.

Kitabın karakterlerinden, az biraz içeriğinden bahsettiğime göre, şimdi sizlere bu kitabı okumanızı da tavsiye ediyorum. Aranızda okuyan arkadaşlarımın olduğunu biliyorum ve onlardan da kitaba dair en çok beğendikleri yerler hakkında yorumlarını bekliyorum.

Bol okumalı, güzel günler... 

4 Nisan 2017 Salı

Yazmazsam, Günlerin Hatırı Kalır!

Hayatta başarı A ise, A eşittir X artı Y artı Z. Çalışmak X; eğlenmekY ;Z ise boş yere konuşmamaktır!
Albert Einstein

Merhabalar herkesee! I'm back! Evet evet, döndüm. Bundan sonra yine sık sık birlikteyiz diye ümit ediyorum. Sınavlarım bitti, üniversite hayatımın son bir ayına girdim ve hüzün-sevinç karışık bir dönemdeyim artık. :)
Bugün sadece bir geri dönüş yazısı yazayım dedim ve son birkaç gündür neler yaptığımı anlatmak istedim. :)

Evet blogumu yakından takip edenlerin de tahmin edebileceği gibi son iki gündür Büşra ile birlikteydim. Pazar günü YDS'den sonra buluştuk. Bilin bakalım nereye gittik? Evet tahmin etmek zor olmamalı, Starbucks'a gittik. :D Mango Passion Fruit istemiş canımız sonuçta, neden gitmeyelim ki! Neyse buraya kadar her şey çok sıradan değil mi? Ne oldu biliyor musunuz? Büşra canım bir şeyler istiyor dedi. Ama ne istediğini bilemedik. Pasta, tatlı falan derken, Waffle mı yesek dedi! Ben dünden hazır, iki saniye içinde ayağa kalktım 'Yürü Waffle yemeye gidiyoruz!' dedim. Yani düşünmemiz, karar vermemiz ve kalkıp Starbuckstan çıkmamız sadece bir dakikamızı aldı! Kendimizi Waffle House'un önünde bulduk! Bir afiyetle yedik tabii onları. :) Evet yine her şey normalken, e ayrılmadan önce bir de Groseri'ye girelim bakalım dedik. Girdik veeeeee, canımız kornişon turşu çekti, 478 gr'lık kornişon aldık! İnanır mısınız durakta oturup onu yedik! (Çünkü canımız ne isterse onu o anda tüketiyoruz!)
Yine tahmin edebileceğiniz üzere midemiz biraz kötü olmadı değil. :) Evet Pazar gününü böyle atlattık.
Vee pazartesi. Sabah 11'de çarşıda buluştuk. Kına alışverişi için! Bir sürü minnoş minnoş malzeme aldık. 300 gr'lık A4 ararken çok zorlanmadık değil. :) Neyse bir yandan da bana kına-mezuniyet elbisesi de bakıyorduk. Sanırım aradığımı yakında bulacağım! Yorulduk, dinlenelim dedik. Halamın lokantasına gittik. Büşra benim sayemde bir dileğini gerçekleştirdi. Esnaf lokantasında yemek yemek! :D Yaa yemek dediysek çok da bir şey yemedik. Azıcık :) Çünkü asıl amacımız, Burger King'e gitmekti. Gittik. Ölümüne yedik :D Üstüne yine kahvemizi de içtik. :D
Yaa bizimle Starbucks'ta Kahve Sohbeti yaptılar. Ama sevgili kahve uzmanı arkadaşımızı hiç yormadık. Çünkü o ne anlatmak sitese e biz zaten biliyorduk. :) Kahve Habeşistan'da bulundu, Starbucks'ın Amblemi Moby Dick'ten geliyor falan. :) 3 Region kahveyi tattık. Çok da güzeldi. :)

Ben bu kadar şey üzerine evde de inanılmaz yedim arkadaşlar. Bu yazıyı yazmamın nedeni de yediklerimin hakkı kalmasın, onları yad edeyim diye. :D

Neyse yeterince konuştuğumu, saçmaladığımı düşünüyorum. Umarım yazdıklarımı sıkıcı bulmazsınız. Bundan sonra sık sık görüşmek dileği ile... Kocaman sevgiler hepinizeee!!!