28 Ocak 2018 Pazar

Ondan Bundan | Her Bir Telden

Merhaba!
Dün itibariyle bir haftalık iş tatilime de girmiş bulunmaktayım. Elbette bu tam tatil demek olmuyor, çünkü yarın üniversite başlıyor. Evet her ne kadar yüksek lisans derslerim 2 gün olsa da geri kalan günlerde bir yerlere gitmeyi düşünmüyorum (şehir dışı olarak). Normalde bugün İzmir'de olacaktım fakat ufak bir değişiklikle planımı iptal etmek zorunda kaldım. Havaların daha iyi olduğu bir zamanda gitmeyi düşünüyorum. Bu hafta da Bursa içinde gidebileceğim birkaç yeri gezme planlarım var.

Bugün yeni bir seriye başlayacağım. Aslında bu daha önceden yazdığım Her Bir Telden serisinin devamı gibi ama onu her ay belirli bir haftada ve hep 4 şey (kitap, film, şarkı ve aktivite-yiyecek) üzerinden yazıyordum. Bu seri de sabit bir şey olmayacak, sabit bir süre de...

Serimizin ilk yazısında bir kitap, bir film ve bir dergiden bahsedeceğim.
1. Dörtlerin Yemini - Arthur Conan Doyle: Okuduğum ilk Sherlock Holmes kitabı. Açıkçası polisiye-dediktiflik hikayelerini çok seven biri değilimdir. Kitap, Sherlock sevenler için gayet güzel olabilir, olaylar arasındaki bağlantı ve olay kurgusu çok iyi olabilir, ama tarzım değil. Beni pek çekmedi. Kısaca konusu; ortada bir mektup, bir ölüm, bir cinayet ve bir imza ve bir de bunların ne anlama geldiğini anlamaya çalışan bir kadın var. Sherlock ve arkadaşı Dr. Watson bu gizemli olayı çözmeye çalışıyor. Klasik dedektiflik hikayesi. :D

2. Bayan Peregrine'in Tuhaf Çocukları: Harika bir Tim Burton filmi. Aslında bir süre önce izlemiştim bunu ama yazısını yazmaya fırsatım olmamıştı. Fantastik bir macera filmi, izlerken 'çocuk olsam ben bu filmi izlemeye korkarım' diye içimden geçirdim ama olaylar sizi gerçekten içine çekiyor ve aslında gayet de korkulmayacak bir film. :D  (Bir zamanlar çok ödlektim ondan öyle düşündüm:D) Bu arada Ransom Riggs'in aynı isimli kitabından uyarlanmış bir film kendileri. Mutlaka izlemelisiniz. :)

3. Coffee Mag: Türkiye'nin ilk ve tek ulusal kahve dergisi olur kendileri. Kahve severler için harika bir dergi. 3 ayda bir çıkıyor. (Henüz yeni sayısı çıkmadı ama :/). Her sayısında kahveye dair faydalı içerikler oluyor. Eylül-Aralık sayısının benim için yeri çok ayrı oldu. Hem Starbucks röportajı olmasından, hem kahve'nin zihin üzerindeki etkilerinden, hem de en sevdiğim Americano ve Filtre kahveden bahsettiği için. Kahve severler için tavsiye ederim. Hem de çok uygun fiyatlı. 5 TL'cik. :)

Şimdilik bu kadar. Yine ondan bundan bir şeyler biriktikçe buraya yenilerini yazacağım. Kitap-Film ve Dergi hakkında düşüncelerinizi de bekliyorum. Görüşmek üzere. :)

24 Ocak 2018 Çarşamba

Memento | Film


Gözlerinizi kapattığınız zaman dünya yok olmuyor öyle değil mi?
-Memento (Leonard Shelby)

Merhabalar arkadaşlar.
Bir süre hiç film izleyemedim. Üç ay içinde bir iki tane izledim, onları da hangi kafayla izlediysem hatırlayamıyorum bile. :D

Bu tatilde ise hemen, çok izlemek istediğim ama sakin bir kafayla izlemeyi planladığım 'Memento'yu izledim. Türkçe ismini Akıl Defteri olarak belirlemişler. (Belirlemişler diyorum çünkü film isimleri çevrilmiyor, belirleniyor. :)

Başarılı yönetmen Christopher Nolan tarafından 2000 yılında çekilen psikolojik gerilim filmi. Hatta fazla psikolojik, daha doğrusu fazla kafa karıştırıcı. Filmin en önemli özelliği, sondan başlaması. Evet film sondan başlıyor, bir ileri bir geri kafa bırakmıyor insanda, tabiri caizse. :D
Filmin başrolü Lenny (böyle denilmesinden hiç haz etmiyor kendisi), karısının ölümünden sonra kısa süreli hafıza kaybı oluşturan bir hastalığa yakalanıyor. Yani, her gün, bir önceki gün yaşadıklarını ya da az önce yaşadıklarını unutuyor. Her sabah çoğu şeyi unutmuş olarak uyanıyor. Ani bir ses bir şeyleri unutmasına neden olabiliyor. Bazı şeyleri hatırlamak için de vücudunu defter gibi kullanıyor. Kendisi hakkında, asla unutmaması gereken gerçekler hakkında vücuduna durmadan dövme yapıyor. Bazen de elinde bir polaroid fotoğraf makinesi, çekiyor o anın ya da kişinin fotoğrafını, yazıyor altına ne olduğunu. Baktıkça hatırlıyor.
Film kısaca şunu anlatıyor; Lenny'in karısı öldürülüyor (!), Lenny hafıza sorunu yaşamaya başlıyor ve karısının katilini arıyor. Film, katilin öldürülmesiyle başlıyor.

Yazdıklarımdan kafanız karışmış olabilir, film de böyle, yapacak bir şey yok. :D Filmin yarısına kadar her şey muhteşem. Sondan başlamış olmasına rağmen çok güzel bağlantı kurabiliyorsunuz. Lakin bir süre sonra, kim kimin neyi, kim kime ne yapmış, kafanız güzelleşiyor, bağlantı kurmakta zorlanıyorsunuz. Bu bağlantıları kurabilmek adına ikinci defa izlemeyi düşünüyorum açıkçası. :)

Yazdıkça yazılabilecek, konuştukça konuşulabilecek bir film. Ufak bir not olarak yönetmen Nolan, ağabeyi Jonathan Nolan tarafından yazılan Memento Mori isimli kısa hikayeden yola çıkarak bu filmi uyarlamış.
Fragmanı da bırakıyorum buraya. :)

İzleyenlerinizden mutlaka yorum bekliyorum, hakkında söyleyebileceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum çünkü. İzlemeyenlere de kesinlikle tavsiye ediyorum. Bi izleyin tartışalım. :)

İyi akşamlar, iyi seyirler.

21 Ocak 2018 Pazar

Geç Kalınmış - 2018 Beklentileri | Mim

Merhabalar herkese.
Şimdi bu yazacağım yazıyı çoook önce yazmış olmam lazımdı, lakin fırsat bulamadığım için böyle çoook sonralara kaldı. O yüzden sevgili Elena’mız Yalnız ama Özgür blogunun sahibesinin başlattığı mimden azıcık uzaklaşabilir. Ah bu arada kendisi bana biraz kızdı, bir önceki yazımda ondan bahsetmediğim için. Tatilimde Elena ile buluştuk, kahve eşliğinde güzelce muhabbet ettik. Öyle samimi ve öyle tatlı ki, en sonunda bana abla bile demeye başladı (oysa ki ben sadece 3 yaş büyükmüşüm ondan). Elena ile buluşmuş olmam sevgili Elif’imin 20den önce 20 etkinliğine yazdığım 20 maddeden birini tamamlamam için bir basamak oldu. 5 blogger arkadaşımla görüşmek istiyordum, Elena 4. Oldu. Bakalım sıradaki kim? :)

Şimdi geçelim asıl konumuza; 2017den beklediklerimin ne kadarı gerçekleşti, 2018den neler bekliyorum?

2017de ilk olarak sağlık dilemişim. Evet ailem için sağlık durumları istediğim gibi düzeldi ama ben son aylarda durmadan hastanedeyim. Sanırım hastaneye gitmediğim bir ay hiç olmayacak. :D (ufak tefek şeyler de olsa).
Kitap ve defter istemişim. Ah bu ne kadar çok olursa olsun beni hiçbir zaman tatmin edecek çoklukta olmayacak, kabul edelim. :)
Daha çok yazı yazmak demişim. Bunu buraya yazarken bile içim gidiyor gerçekleştiremediğim için. 2017de 77 tane post girebilmişim buraya. Çook daha fazla olmalıydı. Son üç ay zaten sıfır neredeyse. Neyse geçelim bunu, üzülüyorum...
Hedeflediğim yere gitmek ve kendimi bulmak... İşte 2017de gerçekleşip beni en çok mutlu eden şey bu. Size orada Bursa’yı istediğimi yazmamıştım ama Bursa ilk hedefimdi ve şu an Bursa’dayım. İşim var, güzel giden bir yüksek lisans eğitimim var...

Şimdi 2018den neler mi bekliyorum?
2017de bekleyip de gerçekleştiremediklerime ek olarak, gezmek görmek istiyorum. Bunu zaten hemen gerçekleştirmeye başladım. Geçen hafta İstanbuldaydım. Gelecek hafta sonu İzmir’de olacağım ve dahası sonrası... :)
2018in hepimize dilediği her şeyi, hayırlısıyla, getirmesini ya da gelmesine vesile olmasını diliyorum.

Bu arada o kadar konuştum, unutmadan Elena ve Elif, beni bu etkinliğe davet ettiğiniz için çok teşekkür ediyor, bu kadar geç yazdığım için de özür diliyorum.

Görüşmek üzere. :)

19 Ocak 2018 Cuma

Bir 'Merhaba'nızı Alırım | Geri Döndüm!

Blogu açıp 'Yeni Yayın' demeyeli öyle uzun zaman oldu ki!
Blogu açıp yeni yazılarınızı okumayalı da öyle öyle uzun zaman oldu ki!

Çok şey birikti zaman içinde. Okuduğum kitapları (sınırlı sayıda da olsa), izlediğim filmleri hiç yazamadım buralara. Çünkü yüksek lisans+iş biraz zor geldi. Yüksek lisans için durmadan makale okuyup, araştırmalar yapıp, yeni makaleler yazmak... aynı anda sabah erkenden kalkıp işe gitmek... Alışmaya çalıştığım uzunca bir dönem oldu.
Ama alıştım. Hem çalışmaya, hem araştırmaya, hem de Bursa'ya.

Geçen hafta -4 aydan sonra- ailemin yanına, Adana'ya, gittim. 8 gün tatil yaptım geldim. Öyle çok özlemiştim ki ailemi, evimi...

Şimdi Bursa'dayım yine. Bu hafta çalışacağım ve sonra iş, tatil... O zaman da yüksek lisans için yeni dönem başlayacak. Şimdilik bu günlerimi değerlendireceğim.

Buralarda olmadığım 3 ay içinde 'Şeker Portakalı ve Bülbülü Öldürmek' kitaplarını okudum.
Şeker Portakalı okuduğum en etkileyici kitaplar listesinde yerini aldı. Metroda işe gidip gelirken okuyordum ve öyle duygu yüklü bir kitap ki, ağlamamak için zor tutuyordum kendimi. Muhtemelen çoğunuz okumuşsunuzdur ama henüz okuyanlarınız yoksa siz de benim gibi okumak için geç kalmayın. Hemen şimdi alın elinize ve okuyun. Acı dolu bir yaşantıya sahip bir çocuğun gözünden görün dünyayı...

Bülbülü Öldürmek ise çalıştığım kurum tarafından doğum günümde hediye edildi ve hakkında çok şey duyduğum kitaplardan biriydi. Bana en ilginç gelen şey yazarın tek kitabı olması ve bu kitapla Pulitzer ödülünü almış olmasıydı. Tek kitapla böyle büyük bir başarı yakalamış olmak, ilginç... Romanı mutlaka duymuşsunuzdur. Irkçılıkla alakalı bir kitap. Her anını heyecanla okuduğum ve sonunu merak ettiğim kitaplardandı. Bitirince bir eksiklik hissettiğimi de söylemeliyim...

Şimdilik bu kadar. Bundan sonra inşallah birlikteyiz. Çok özlemişim sizi, yazmayı ve okumayı...