22 Eylül 2017 Cuma

#20denonce20 | Etkinlik

Selamlar! Nasılsınız? Ben aslında çok yorgunum. Yüksek lisans dersleri + iş çok zorluyor itiraf edeyim. :)

Her neyse, hep 'Ölmeden önce yapılacaklar listesi' yapmak isterdim ama hiç elime alıp öyle bir eylemi harekete geçirmemiştim. Taa ki sevgili canım arkadaşım Elif'im '2020'den Önce Yapılacak 20 Şey' etkinliğini başlatana kadar. Aldım kalemi elime yazdım. 3 yıl var, çok çok uzun vadeli yapılacaklar listesi değil ama beş dakika sonramızı bile bilmediğimiz şu hayatımız için 3 yıl uzunca bir süre... Neyse ben hemen listemi paylaşayım sizinle. Sonra da sizin listelerinizi görmeyi bekleyeceğim. :)


#20denönce20
1. Akademisyen olmak.
2. ELT Konferanslarına katılmak.
3. Alanıma katkı sağlayacak harika bir tez savunmak.
4. Yunanistan turuna gitmek.
5. Prag'a gitmek.
6. Koca bir duvar büyüklüğünde, içi kitaplar ve dergilerle dolu bir kitaplığa sahip olmak.
7. Bir dergide yazı yayımlatmak.
8. Ehliyet almak.
9. En sevdiklerimi kendi evimde ağırlamak.
10. Yüzlerce mektup sahibi olmak.
11. İhtiyacı olan bir çocuğun eğitimine destek olmak.
12. Tüm kahveleri tatmak.
13. Kahve uzmanı olmak.
14. Fotoğraf makinesi almak.
15. Ruh eşimi bulmak.
16. Blog arkadaşlarımdan en az 5i ile bir araya gelmek.
17. Daha taşınabilir bir bilgisayar almak.
18. Sosyal bir topluluğa üye olmak.
19. Fransızcamı geliştirmek.
20. Bugüne kadar hayatıma dokunan tüm insanlara teşekkür etmek.

Evet benim 2020den önce yapılacak 20 şey listem bu kadar arkadaşlar. Biraz idealistçe isteklerimin olduğu aşikar. :D Umarım her şeyi 3 yıl içinde gerçekleştiririm ve 3 yıl sonra sevgili Elif ve etkinliğe katılıp  #benvarım diyen arkadaşlarla İstanbulda görüşürüz. Bu arada canım Elif'imin etkinliğini okumak için de buraya bir tık alayım lütfen. :)
Sizi seviyorum ve listelerinizi bekliyorum. :)

17 Eylül 2017 Pazar

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat | Kitap

... tüm acılar korkaktır, kendisinden daha güçlü olan yaşama isteği karşısında geri çekilir, çünkü bedenimizin her hücresinde yerleşmiş olan yaşama isteği, ruhumuzdaki ölüm tutkusundan çok daha güçlüdür.
-Bir Kadının Yaşamından 24 Saat , Stefan Zweig

Merhabalar hepinize. :)

Düzenimi kurdum, yerleştim, işimi gücümü ayarladım sayılır. :)
Hazır kafam rahatken sizinle görüşelim istedim.
Bu aralar çok fazla kitap okuyamadım. Bugün Stefan Zweig - Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat kitabını metroda gidip gelirken bitiriverdim. Zaten 71 sayfacık bir kitap. Evet bugün ki konuğumuz da bu. :)
Zweig eserleri okumayı seviyorum. Gerçekten kurgusuna hayran olduğum yazarlardan biri. Buhranlı hayatını eserlerinde çok farklı bir şekilde yansıtan bir yazar. Ayrıca daha önce Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu isimli kitabında da dile getirdiğim üzere, karşı cinsin aşkını, tutkusunu bu denli etkileyici anlatabilen bir erkek yazar, bana göre.
Daha önce Satranç ve Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu'nu okumuştum. Onların yazısına ulaşmak için de kitapların isimlerine tıklayıp, okuyabilirsiniz. :)

Şimdi gelelim Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'e. Yine tutkulu bir kadının hayatının 24 saat içinde nasıl değişebileceğini anlatmış Zweig. Daha doğrusu cesaretli bir şekilde tutkularının peşinden giden bir kadının diyebiliriz.
Olaylar genç bir kadının bir Fransız gençle kaçmasının ardından başlıyor. Anlatıcı; genç kadının tutkularının peşinden gitmesinin ardından ortalığı sakinleştirmeye çalışıyor ve bunun üzerine 60lı yaşlarında bir İngiliz Hanımefendi, anlatıcının bu tavrından etkileniyor. Ona bir not gönderiyor ve İngiliz Hanımefendi başlıyor hayatını değiştiren 24 saatini anlatmaya...
Okurken başlarda sıkıldım -ki her Zweig kitabının başında ben bir sıkılıyorum-, daha sonra olaylar ilerlemeye başladıkça neler olacak diye merakla okumaya devam ettim. Kimi yerde olacakları tahmin ettim ama sadece bir kısmını. Çünkü olay sizi bir noktaya götürecekken, bir bakıyorsunuz farklı bir noktaya gelmişsiniz.
Daha önce de söyledim, yine söylüyorum, Zweig'in beni en çok etkileyen tarafı gerçekten olayları bir kadın gözüyle bu kadar eşsiz anlatabilmesi.
Kitapta ayrıca alıntılanabilecek o kadar güzel cümleler var ki; ilk sayfadan bir tanesini de buraya bırakıyorum.
*İnsanların çoğu sınırlı bir hayal gücüne sahiptir.

Not: Okurken insan şunu da düşünüyor; intihar eden Zweig, acaba intihar etmemek için birilerinden bir yardım beklemiş olabilir mi?

Evet, farklı bir bakış açısı ile bir kitap okumak istiyorsanız, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat'i okuyun derim. Bir de okuduysanız yorumlarınızı beklerim. :)

instagram: nrmnpnr

13 Eylül 2017 Çarşamba

Baktıkça Bakasınız Gelecek! | Blog Önerisi

Merhabalar arkadaşlar. Bugüne kadar hiç yapmadığım bir şey yapacağım ve sizlerle bir blog paylaşacağım. Çünkü gerçekten gördüğüm en tatlı, en huzur verici blogların başında geliyor sevgili Ezgi'nin blogu.
İlk keşfettiğim zamanlarda da kendisine söylemiştim blogunun ne kadar hoş olduğunu. Teması, içerikleri ve kendisinin çektiği o birbirinden harika fotoğrafları... Gerçekten blogu açtığınızda her şeye baktıkça bakasınız, okudukça da okuyasınız geliyor.
Takip etmeye en değer nitelikte olan bir blog Ezgi - the girl with the curls. :)

'Blog macerama hoşgeldiniz.' diyerek karşılıyor bizleri ve birbirinden güzel el işleri, örgüler, dikiş nakışlar ve gezilerinden fotoğraflar paylaşıyor bizlerle.
Hala takip etmiyorsanız bence durmayın. Hemen buraya tıklayarak kendisinin muhteşem blogunu takip edin. :)

NOT: İlk zamanlarda benim ilgimi çekmesinin nedenlerinden biri de İngilizce içeriğinin de olması. :D

Görüşmek üzere...

10 Eylül 2017 Pazar

Dile Dolananlar | Müzik

Merhabalar sevgili Blog dünyası. :)

Yeni odamdan sesleniyorum bu defa sizlere. Arkada 'sen geçerken sahilden sessizce, gemiler kalkar yüreğimden gizlice...' çalıyor. Ben de sizlerle bu aralar en çok dinlediğim, dilime dolanan şarkıları paylaşmak istedim. Malum ki Bursa'ya geldiğim günden beri her gün bir yerlere gittiğim için günüm yolda geçiyor ve yoluma da en çok müzikler eşlik ediyor. Buyurun şarkılarımızı dinleyelim. :)

1. İmera - İmera Fera: İki ay önce ilk defa dinlediğim bu şarkıyı son günlerde durmadan dinliyorum ve kendimi onu söylerken buluyorum. :)


2. Jason Mraz - Life is Wonderful: Bu şarkıyı sizinle daha önce de paylaşmış olma ihtimalim çok yüksek, çünkü bende yeri inanılmaz ayrı olan bir şarkı. Asla bıkmadan her zaman dinlediğim nadir şarkılardan. 'It takes some work to make it work...!'

3. Model - Dünya Tek Biz İkimiz: Bu da hayatımın en önemli şarkılarından biri oldu, öyle de kalacak. Çünkü her dinlediğimde manevi kardeşim geliyor aklıma. Not: Çok özlediiim!


4. Marian Hill - Down: Çok çok garip bir şekilde bu şarkıya bayılıyorum diyebilirim. Tınısı mıdır nedir çok ilgimi çekiyor.

5. Little Mix - Little Me: Bu şarkı bana güç veren şarkıların başında geliyor. İnanılmaz motive ediyor beni. Belki de sırf bu yüzden bu aralar çok dinliyorum. Çünkü yabancı bir şehir, yeni bir hayat, yeni bir başlangıç. Motivasyona ve güce ihtiyacım var!



Evet benden bu kadar. Şarkı önerilerinizi de bekliyorum. :) Görüşmek üzere...

8 Eylül 2017 Cuma

Yeni Bir Başlangıç | Benim Yazılarım

Her son yeni bir başlangıçtır...

Merhabalar herkese. Evet muhtemelen yine nerelerdeyim diye soruyor olabilirsiniz. Çünkü doğru düzgün bir gelemedim buralara. İki gün önce itibariyle artık Bursa'da yaşamaya başladım. Burada bir yaşantı, bir hayat kuruyorum artık. Tamamen yabancı bir şehirde, tamamen yeni bir başlangıç yapıyorum.
Bursa'ya yerleşmemin nedeni daha önce de söylediğim gibi Uludağ Üniversitesinde yüksek lisans yapacak olmam. İki yıl sonunda tekrar Adanaya dönmeyi de çok düşünmüyorum açıkçası. :)

Şimdi yine daha önce sizlerle yaz paylaştığım Görükle Starbucks'tan yazıyorum. Artık fırsat buldukça buradayım. Çünkü evimin karşısında burası. :)

Şimdilik Bursaya alışmaya çalışıyorum. Bu kısa da olsa biraz zaman alacak gibi duruyor.
Bu arada buranın insanları Adanadakilerden sonra çok beyaz ve renkli gözlüler. :) Ben renkli gözlü olmasam bile beyazlığımdan yana kendimi adapte edebiliyorum. :D

Umarım her şey yoluna girdikten sonra daha düzenli bir şekilde görüşürüz.
Kendinize iyi bakın, özlüyorum hepinizi...

1 Eylül 2017 Cuma

Sinestezya *Jeffrey Moore | Kitap

'Hangisinin önce olduğunu söylemek güç. İnsan bir şeyleri unutamadığı, akıl süzgecinden doğru geçiremediği ve hazmedemediği için mi depresyona girer, yoksa depresyonda olduğu için mi doğru süzemez ve hazmedemez?' -Sinestezya

Merhabalar, herkese iyi bayramlar efendim. :)

Kapağının desenlerine vurulup, ismi ile ilgimi çeken bir kitaptan bahsedeceğim bugün sizlere. Jeffrey Moore tarafından yazılar 'Sinestezya' isimli eser.
Jeffrey Moore; Adam Fawer'dan sonra gelen henüz keşfedilmemiş bir yazar, olarak geçiyor bazı yerlerde. Açıkçası Adam Fawer kitaplarından hiç okumadım, ama 'Empati'yi en kısa zamanda okumayı planlıyorum. Neden mi? Çünkü Sinestezya ile benzerlikleri çokmuş.

Sinestezya adından da anlayacağınız üzere Sinestezi ile ilgili bir kitap. Sinestezi ne diye soranlarınız var gibi. Hemen söyleyeyim; algılamada duyguların birleşmesi olarak tanımlanıyor. Evet çok anlaşılır bir tanım değil, zaten normal bir insan beyninin sinesteziyi anlaması da zor. Şöyle anlatayım; sizler buraya yazdığım 5 rakamını, 5 olarak görürken, sinestezikler 5 rakamının bir rengi olduğunu söyleyebilirler. Ya da her günün ayrı bir rengi, sesi ya da tadı olabilir. Siz sokakta birinin size seslendiğini duyduğunuzda sadece size seslenme sesini duyarsınız, ama sinestezikler onu herhangi başka bir şeye benzetebilirler. Evet gerçekten anlaması ve anlatması zor bir durum. Kimisine göre bir hastalık, kimisine göre ise bir mucize Sinestezi.
Daha önce birkaç yerde sinesteziye dair bir şeyler okumuştum. İlgimi de hayli çekmişti. Bu kitabın da Sinestezi ile alakalı olduğunu anlayınca hemen aldım.
Konusunu karakterlerle birlikte kısaca anlatayım :
Noel baş sinesteziğimiz. Sinestezi kendisinde inanılmaz bir hafıza gücü yaratmış. Noel'in annesi Stella ise Alzheimer, yani Noel'e göre tamamen ters bir hafızaya sahip.
Norval, hedonist bir yazar. Noel'in yakın arkadaşı. Garip bir hedefi var.
JJ, çocukluk anılarına hapsolmuş ve alternatif tıp (!) ile gayet içli dışlı birisi. O da Noel'in arkadaşı.
Ve Samira, geçmişini silmeye çalışan bir sinema oyuncusu. Norval ve JJ gibi o da Noel'in arkadaşı.
Hepsinin ortak yönü ise Dr. Emile Vorta'nın denekleri olmaları. Bir de asıl konu buadı geçen herkes Stella'nın Alzheimer'ına çare bulmaya çalışıyorlar.
Kitap bazı yerlerde sıkıcıydı, çünkü hep aynı şeyleri anlatıyor gibi geliyordu. Olay akışı zayıftı diyebilirim. Onun dışında Noel'in sinestezik algıları çok başarılı bir şekilde anlatılmış.
Az biraz müzik, fazlasıyla şiir bilgileri de içeren bir eser Sinesteyza.

Bu tarz durumları merakı olan, ya da böyle ilgi çekici konular okumak isteyen herkese tavsiye edebilirim.

NOT: Kitabın sonuna geldiğimde verdiğim tepki çok komikti. Söylesem spoiler olur. :D

Okuyanlarınız varsa düşüncelerini ve yorumlarınızı bekliyorum. Okumayanlardan da tabii. :)
Görüşmek üzere!!

28 Ağustos 2017 Pazartesi

Marka | Mimlendim

Merhabalar!
Çok çok sevgili, pek değerli, canım arkadaşım Elif (Bir Küçük Elif Meselesi blogunun sahibesi) beni Marka mimine davet etmişti birkaç gün önce. Ben de daha fazla vakit kaybetmeden yapıvereyim dedim. Bu arada onun yazısını okumak için buraya bir tık, please! :)
Çok fazla marka takıntım ya da marka olayım yoktur diyerek başlıyorum. Umarım beğenirsiniz. :)

-Markalar arasında favori üçlünüz hangileri?  (Sorumuz bu.:D)

1. Canon: Fotoğraf makinem yok, evet gerçekten, maalesef yok. Ama en sevdiğim fotoğraf makinesi markası Canon. Aslında sadece fotoğraf makinesi olarak değil, printer olarak da Canon'u çok beğeniyorum. Gerçekten çok kaliteli olduğunu düşünüyorum. :)

2. Primark-Atmosphere: Maalesef ki bu mağaza ve marka Türkiye'de bulunmuyor. İrlanda genel merkezli bu mağazayı Hollanda'dayken keşfetmiştim ve inanılmaz beğendim. Kendim gidemesem bile her seferinde istisnasız abimler bana oradan bir şeyler alıp geliyorlar. Hem çok çok ucuz, hem de gerçekten çok iyi ürünleri var. Giyimden, makyaj ürünlerine kadar her şeyleri var. Hatta bundan 3 yıl önce Primark'tan 1 euro'ya tshirt almışlığım var. :D

3. Starbucks: Evet sonuçta Starbucks'ta bir marka. Kahve konusunda en çok beğendiğim marka olur kendileri. Starbucks'ta içtiğim bir Americano'nun, bir Filtre Kahve'nin tadını başka hiçbir yerdeki vermiyor bence. Ayrıca Starbucks dışında hiçbir yerde Mango Passion Fruit yok ya da Berry Hibiscus, Cool Lime. Hepsini çok seviyorum. Starbucks kahve konusunda verdiğim parayı sonuna kadar hak eden bir marka. :)


Evet benden bu kadar. Çok zorlandığımı itiraf etmeliyim. Çünkü gerçekten bariz bir marka olayım yok. :/ Ama yine de çok çok severek yaptım bu mimi. Beni davet ettiği için de Caanım Elif'e kocaman teşekkürler ve kucak dolusu sevgiler...

Henüz yapmayan varsa onları da ben davet etmiş olayım. Bekliyorum. :)

25 Ağustos 2017 Cuma

Yeniden Burada! +Masa Dergi

Akıl gerçeği ararken, alışılmış biçimlerin dışına çıkarsa yolunu bulur.
-Edgar Allan Poe
Merhabalar herkese. Hepinizi öyle çok özledim ki! Neredeyse bir aydır yokum buralarda. Yazamadım hiç. İtiraf edeyim, doğru düzgün okuyamadım da...
Öylesine yoğun bir ay geçirdim ki! Elime kitap bile alamadım. :( Blog ve kendim için çok verimsizdi bu ayım. Ama her şey yavaştan yavaştan düzene girmeye başladı tekrar.
Yine kitap okumaya başladım, yine sizin birbirinden güzel yazılarınızı takip etmeye başladım, yine dergilerimle, defterlerimle meşgul olmaktayım...

Yani artık yine birlikte olabiliriz değil mi? Sizler de özlediniz mi yazılarımı? Son bir haftadır neredeyse her gün yazmayı planladım. Ama ne yazacağıma karar veremedim. Dedim en sonunda 'Bırak düşünmeyi, ne geliyorsa içinden yaz gitsin.' Öyle de yapıyorum şu an. :)

Bu ayın en şaşırtıcı ve en güzel sürprizlerinden birini de sizlerle paylaşmak istiyorum. İlk sayısından beri çok severek takip ettiğim MASA DERGİsi Eylül-Ekim sayısı için İnstagram sayfasında ufak bir çekiliş düzenlemişti. Kapak konusunun kim olacağını bilen üç takipçilerine derginin yeni sayısını matbaadan çıktığı gibi yollayacaklarını söylemişlerdi. Ben de öylesine yorum yapıp, kapak konusu hakkındaki tahminimi yazmıştım. Meğersem çekilişi ben kazanmışım. Sevgili Masa Dergi Eylül-Ekim sayısını hemen gönderdi bana. Dün ulaştı elime. Ulaşır ulaşmaz da okudum hemen. Ha unutmadan kapak konusu da mucizeler hayal eden bir deha: Edgar Allan Poe. :)
Masa'nın bu sayısı benim ilgimi hayli çekti. İçinde; TRT'nin unutulmaz dizisi, çok sevdiğim Leyla ve Mecnun ile ilgili yazı, sesini çok beğendiğim sanatla harmanlanmış kültür insanı Mehmet Güreli ile röportaj, birbirinden harika yazarlardan bir o kadar harika öyküler ve anlatılar var.
Size de alıp okumanızı tavsiye ederim. :)

Şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Bundan sonra yine birlikteyiz.

11 Ağustos 2017 Cuma

Karmakarışık | Benim Yazılarım

Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmaz bazen, ya da nasıl geçemediği...
Fiziksel yorgunlukların üzerine eklenir ruhsal yorgunluklar.

Özlemler artar...
Korkular artar...
Tedirginlik artar...

Heyecan başlar zamanla.
Kafalar karışır,
Kararsızlıklar gün yüzüne çıkar yavaşça...

İNCE SAZ - ÇOK AŞIĞIN VAR DİYORLAR


31 Temmuz 2017 Pazartesi

Biraz Nostalji Yapalım | Filmler

Merhaba arkadaşlar. Biliyorum buraları çok boşladım bu aralar. Çünkü bilgisayarımı elime hiç alamıyorum. Telefonumu da çok sık kullanamıyorum. Yurt dışında yaşayan bir abim var ve onlar şu an Türkiye'ye tatile geldiler. Birlikte vakit geçirdiğimiz ve ben iki bıcırık yeğenimle uğraştığım için bloga ve sizlere çok fazla geri dönüş yapamıyorum. Ama mutlaka telafi edeceğim.

Bugün ise biraz nostalji yapmak ve sizlerle eski Türk Filmlerimizden izlenmesi gerekenlerden birkaç tanesini paylaşmak istedim.
Mutlaka çoğunu izlemişizdir. Ama bu listede hala benim de izlemediğim ama kısa zamanda izlemek istediğim filmler var. Buyurun listemize hep birlikte bakalım. :)

1- Hababam Sınıfı Serisi: Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu seri kesinlikle her Türk'ün en azından bir kere izlemiş olduğu, izlemediyse bile izlemesi gereken bir seri. Ne kadar izlersek izleyelim sıkmayan, her seferinde eğlendiren, hüzünlendiren bir seri...

2- Uçurtmayı Vurmasınlar: 1989 yapımı olan bu film, Feride Çiçekoğlu'nun aynı isimli kitabından uyarlanmış bir eser. Yaşanan olayların 5 yaşındaki bir çocuğun gözünden anlatıldığı bu film kesinlikle izlenmeli.

3- Süt Kardeşler: 1976 yapımı olan ve yine Ertem Eğilmez yönetmenliğinde çekilen bu film, asla sıkmayan, karmakarışık hale gelen olaylarıyla bizleri sürekli tebessüm ettiren, yeri geldiğinde güldürüp, yeri geldiğinde hüzünlendiren nadide bir eser. :)

4- Selvi Boylum Al Yazmalım: 1978 yapımı ve Atıf Yılmaz tarafından yönetilen Türk Sinema Tarihinin en kaliteli filmlerinden biri. İlyas ve Asya'nın yaralı aşklarını anlatır. Defalarca izlenebilecek nitelikte! Ayrıca Cengiz Aytmatov'un aynı adlı eserinden uyarlanmış bir eser.

5- *Gelin: 1973 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Gelin - Düğün - Diyet üçlemesinin ilk filmi.

6- *Vesikalı Yarim: 1968 - Ömer Lütfi Akad (Yönetmen): Halil ile Sabiha'nın hüzünlü aşk öyküsü.

(*)İzlemediklerim

**7- Ah Güzel İstanbul - Sadri Alışık: Sevgili Deep Tone'un önerisi üzerine posta eklenmiştir. :)

Şimdilik bu listeyi bu kadarla bırakıyorum. Yorumlarınızı bekliyorum. :)

24 Temmuz 2017 Pazartesi

Sivas ve Trabzon'dan Geriye Kalanlar | Gezdim Gördüm

Merhabaaaa! Yaklaşık bir haftadır yoktum, söylemiştim Trabzon'a gideceğim diye. Gittim ve bugün döndüm.
Trabzon maceramdan kısaca bahsetmek istedim sizlere. Bir de bol bol teşekkür etmek...

Öncelikle Trabzon'a manevi kardeşim Büşra ve onun yakın ailesi ile birlikte arabayla gittim. Yaklaşık 12-13 saat süren hem eğlenceli hem yorucu bir yolculuk geçirdik. Arabada 8i yetişkin ve 4ü çocuk olmak üzere 12 kişiydik. Büyükçe bir arabayla gittiğimiz için rahat sığdık ama arka tarafta çocuklarla ve eşya dolu kolilerle yolculuk yapmak bizi biraz yordu.

Yol üstü Sivas'a uğradık. Sivas hiç aklımda olmayan bir şehirdi, görmek nasip oldu. Sivas merkezde bulunan Kale Camii'yi, Çifte Minareli Medrese'yi, Sivas Kongre binasını ve Buruciye Medresesi'ni gördüm. Birkaç da fotoğraf çektim. :)


Kale Camii

Buruciye Medresesi

Kongre Binası

Çifte Minareli Medrese



Daha sonra yolumuza Kelkit-Gümüşhane üzerinden devam ettik. Bu arada bir yerde yemek molası verdik ve mola verdiğimiz yer çok güzeldi.

Sonrasında Zigana'dan geçerken koliler az biraz üzerimize yıkıldılar, havasız kaldık, nemden canımız çıktı falan derkeeen Trabzon'a geldiik. :)

İlk gün dinlendikten sonra diğer gün hemen düğün fotoğraflarını çekmeye çıktık. Hı bu arada Trabzon'a manevi kardeşimin düğünü için gittim. Düğün albüm fotoğraflarını da ben çektim.


Geçen yıl nişan için gittiğimde gezme fırsatım olmuştu, yazısını da yazmıştım. Buraya tıklayarak geçen yıl ki Trabzon yazımı okuyabilirsiniz. Bu yıl gezmeye fırsatım yoktu, zaten gezmek için de gitmemiştim. :D


Arsin gün batımı

Dün düğünümüzü yaptık, akşam da ballimi (Büşra'yı) ve eşini tatil için yolculadık. O gittikten sonra biraz duygu seli yaşamış olabilirim. Çünkü onun memleketinde onsuz kalmak zordu. Ama biz yine 2 ay sonra görüşeceğiz. Ve hep birbirimize yakın olacağız. :)




Ben de bugün uçakla Adana'ya tekrar döndüm. Trabzonda tanımış olduğum herkesi o kadar çok seviyorum ki, hepsine kocaman kocaman teşekkürlerimi iletiyorum. Kendimi yanınızda çok iyi hissediyordum.

Evet bu da böyle karmaşık bir yazı oldu. :) Umarım sıkılmadan okursunuz. Görüşmek üzere.

17 Temmuz 2017 Pazartesi

#dogamızdavar | Mim

Merhabalar herkese. :)
Uzun bir süredir mim yazısı yazmıyordum. Sevgili Ece Evren bir mim başlatmış ve birçok blogger arkadaşımız bu mimi yapmış. E ben de yapayım dedim. Ece ablanın cevaplarına ulaşmak için buraya tık tık. :)
Federal Coffee Company - Cold Brew 

Şimdi geçelim sorularımıza ve cevaplarımıza. :)

1- Hayatınızda olmalarına izin vermek için, kişilerde hangi özellikleri ararsınız?
- Dürüstlük, samimiyet ve anlayış. Hı bir de kıskanç olmama. Hayatımda olacak kişinin bana karşı dürüst olmasına çok önem veriyorum. İnsanların ufacık bir yalanları bile hayatımdaki yerlerini büyük ölçüde sarsıyor çünkü. Samimiyet ve anlayış da en önemlilerinden, çünkü samimiyet yoksa hayatımda ne işi var ki birilerinin! Şu kıskançlık olayı da, çok çektim bu konudan da o yüzden mümkünse kıskanç olmayan insanları istiyorum hayatımda. :)

2-Ben ilk bakışta, ya da bir iki görüşte anlarım nasıl bir insan olduğunu diyenleriniz var mı? Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?
- Bir insanı ilk görüşte tanıdığımızı söylersek, bir ön yargı yapmış oluyoruz. Burada kısa bir anımı anlatmak istiyorum. Üniversiteye ilk başladığım yıl danışman hocamın yanına dört kişi gitmiştik. İçlerinden biri için 'bu kız iyi birine benziyor bununla iyi arkadaş olurum', diğeri için ise 'asla arkadaşlık yapabileceğim biri değil' demiştim. Ama tamamen ön yargı ileydi. Sonra ne mi oldu? O arkadaş olabileceğimi düşündüğüm kişi ile hazırlık bittikten sonra geri kalan 4 yılımda neredeyse hiç konuşmadım. O diğeri ile 5 yıl aynı odada, aynı sınıftaydım. Ve kendisi üniversiteden bana kalan en değerli insanlardan biri. Canım Gizem! :) Yani diyorum ki, bir insanı ilk görüşte tanıyamayız!

3-Birini sevmeniz için (sevgili, dost, arkadaş, hepsi) size sıcak davranması şart mıdır?
- Evet, ilk soruda da dediğim gibi samimiyet şart! Samimi olmayan, sıcak davranmayan bir insanla nasıl bir ilişki kurabiliriz ki!? Şahsen ben yapamam! Suratı asık insanlardan bile çok haz etmem. Negatif enerji değil, pozitif enerji yaymalı bir insan!

4-Birine iyi bir insan dediğinizde, hangi yönleri bu tespitinizde ağır basar?
- İyi bir insan kavramı geniş ve tanımlaması zor bir kavram. Şöyle bir düşünürsem, kime iyi insan diyorum diye, niyeti, düşüncesi ve anlayışı iyi olanlara iyi diyorum. 


5-Dokunmak nedir sizce? İki manasıyla da rica etsem…

Dokunmak... Ruha dokunmak; sözlerle, bakışlarla, tınıyla ruha dokunmak... Tanımlanamayacak kadar derin...

6-Fedakâr mısınız?
- Herkese ve her şeye, her zaman değil. Gerektiği kişilere, gerektiği konularda fedakar olduğumu düşünüyorum. Eskiden çok daha fedakardım. Ama kendimden ne kadar verdiysem, o kadar kaybettim! 


7-Birinin size iyiliği dokunsa minnet duygunuz sürer mi, o iyilik herhangi bir terslikte referans olur mu? Yoksa ?

- İyiliği dokunana minnet duygum çoğu zaman vardır. Ufak tefek tersliklerde güzel anıları ön plana alan bir insanım. Tek bir terslikte tüm iyi şeyleri asla silmem. Ama affedilemeyecek tarzda hata ya da durum varsa, o zaman yapılan iyilik kefede hafif kalan kısım olabiliyor.


8-Sevgiyi bir iki cümleyle anlatabilir misiniz?

- Sevgi buraya bir iki cümle yazılıp anlatılabilecek kadar küçük bir şey değil ki!


Evet cevaplarım bu kadardı. Umarım beğenirsiniz cevaplarımı. Yapmayan arkadaşlarım varsa buradan sizi mimliyorum! :) 
Görüşmek üzere!


15 Temmuz 2017 Cumartesi

Kısa Bir Yeşil Bursa Yazısı | Gezdim Gördüm

Merhabalar herkesee! Hazır kafam rahatlamışken hemen size yazayım dedim, çünkü benden bir Bursa yazısı beklediğinizi biliyorum. :)

Öncelikle Bursa'ya gitme nedenim tatil değildi. Bunu açıklamak istedim. Uludağ Üniversitesi'nde yüksek lisans yapmak istiyordum, başvurdum ve mülakata çağrıldım. O yüzden apar topar Bursa'ya gittim. Mülakat sonuçları açıklansın, ona göre Adana'ya döneyim derken Enstitüde çıkan bir yanlışlıktan dolayı sonuçların geç açıklanacağını öğrenince hemen bilet alıp Adana'ya döndüm. Lakin o gece yoldayken sonuçlar açıklandı ve kabul edildiğimi öğrendim. Bu yüzden eve döndükten 5 gün sonra tekrar Bursa'ya gittim. Uludağ Üniversitesi'ne kaydımı yaptırdım ve gönül rahatlığıyla evime geldim.
Ha bu arada 4 gün sonra Trabzon'a gidiyorum. :)

Bursa'da iken merkezde gezme imkanım oldu. Orhan Gazi ve Osman Gazi Türbelerine, Ulu Camii'ye, Koza Han'a, Tophane Saat Kulesi'ne gittim. Bunun dışında ismini bilmediğim bazı tarihi yerleri de gezdim. Bir de İnegöl'e gittim. Zaten artık en az 2 yıl Bursa'da olacağım için çok fazla gezmedim. Mesela Cumalıkızık'a gitmeyi çok çok istiyordum ama bunu sonraya erteledim. Koza Han'a da sevgili Tuğçeciğimin önerisi üzerine gittim, ve inanılmaz beğendim. Buradan kocaman teşekkürlerimi iletiyorum kendisine.

Bu arada Bursa benim daha önce görmediğim ama görmeden çok çok sevdiğim bir şehirdi. Tarihi ile, kültürü ile beni çekmişti. Hep Bursa'yı görmek, orada yaşamak istiyordum. Zaten otobüsten inip Üniversiteye geçerken gördüğüm manzaralar Bursa'yı daha çok sevmeme neden oldu diyebilirim. Yeşil Bursa diyorlar Bursa'ya ve gerçekten yeşil ve tam yaşanılası bir yer. Gidip görmenizi tavsiye ederim. Veee ilerde daha çok Bursa yazıları ile karşınızda olmayı ümit ediyorum. Şimdilik kısa bir Bursa yazısı oldu. :) Affedin!!

Görüşmek üzeree!

Çok düzgün fotoğraflar çekemedim ama olanları yine de sizinle paylaşayım. :)
Koza Han


Tophane'den Bursa 

Tophane Saat Kulesi

Surüstü

9 Temmuz 2017 Pazar

Zihinsel Karmaşa | Benim Yazılarım

Merhabalar efendim...

Temmuz ayının 9una geldik ve ben bu ay sadece bir yazı yazabildim, henüz. Yazamıyorum. Sadece yoğunluktan değil, kafamın karmaşıklığından yazamıyorum. Evet bir önceki yazımda da söylemiştim Bursa'ya gittiğimi. Şu an Adana'dayım fakat pazartesi tekrar Bursa'ya gideceğim. Oradan döndükten sonra da Trabzon'a gideceğim.
Döndüğümde sizlere mutlaka bir Bursa ve Trabzon yazısı yazacağım ama. :)

Aslında yazacak şeylerim var. Anlatacak, söyleyecek, paylaşacak çok şeyim var. Fakat öyle farklı bir dönemdeyim ki, zihnimdekileri kelimelere dökmem zorlaşıyor. Kafamın içinden geçen onca şeyi toparlayıp, tek bir bütün haline getiremiyorum. Belki zihnim yoruldu, belki bünyem. Ya da içten içe yolunda gitmeyen bir şeylerim var. Bilmiyorum, bilemiyorum.

Bloga zaman ayıramıyorum bu aralar. Yazılarınızı okuyamıyor, elime kitap bile alamıyorum. Belki de bir süre dinlenmeye ihtiyacım olduğunu hissediyorumdur. Film ya da dizi izleyemiyorum, bir şeyler bile karalamakta zorlanıyorum. Sadece #tarih dergimi okuyorum. Beni geçmişe alıp götürdüğü için, zihnimi bu dönemden uzaklaştırabildiği için belki de sadece ona vakit ayırıyorum.

Bu yaz zihinsel anlamda kendimi yenilediğim, fiziksel anlamda çok yorulduğum ve ruhsal anlamda karmaşıklar yaşadığım bir dönem halinde ilerliyor. Bugün kendi kendime 'biz ne ara Temmuz ayına geldik?!' diye sordum hatta, çünkü zamanın bile farkında değilim.

Bu yazıdan da anlayabileceğiniz üzere inanılmaz karışık bir kafam var. En kısa zamanda toparlayıp, yeni seriler, kitaplar, filmler ve yazılarla birlikte karşınızda olmayı ümit ediyorum. Kendinize iyi bakın.!


The Beatles - I Feel Fine

2 Temmuz 2017 Pazar

Top 5 Kitap Listesi | Kitaplar

Merhabalar arkadaşlar. Bu yazıyı şu an benim için tamamen farklı bir şehirde, alışkın olduğum bir ortamda yazıyorum. 15 saat yolculuğun ardından bu sabah itibariyle Bursa'dayım ve ne kadar süreyle burada olacağım belli değil. Ama ben Bursa'yı çok sevdim. Şu anda da Görükle Starbuckstayım. :D

Şu ana kadar okuduğum kitaplardan en çok beğendiklerimi, beni en fazla etkileyenleri sizlerle de paylaşmak istedim. :) Bu kitapların yazıları blogda da mevcut. Hepsinin linkini ekliyorum. Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı yazılarına ulaşabilirsiniz.

1. H. N. ATSIZ - Ruh Adam: Tek kelime ile 'muhteşem'. Hayatımda okuduğum, beni en en en fazla etkileyen, düşündüren, allak bullak eden bir kitap Ruh Adam. Tekrar tekrar okumayı düşündüğüm bir kitap.

2. Nazan BEKİROĞLU - Nar Ağacı: Bu kitabın beni çok etkilemesinin en büyük nedeni 'fotoğrafların içinde zamanda yolculuk' yapılıyor olması. Bir fotoğrafa bakıp, zihninde o dönemi canlandırıp, kendinizi o fotoğrafın çekildiği dönemde, o anda bulmayı siz de istemez miydiniz?

3. Mehmed NİYAZİ - Çanakkale Mahşeri: Okuduğum en etkileyici tarih romanı. Yazarın üslubu o kadar güzel ki, kitabı okurken yaşatıyor. Kaç defa kitabı elimden bırakıp, ağlayıp, tekrar okumaya devam etmiştim. Bunu da ilerleyen zamanlarda tekrar okumayı planlıyorum.

4. William GOLDING - Sineklerin Tanrısı: İkinci Dünya Savaşı döneminde bir adaya düşen çocukların adadaki hayatta kalma mücadelelerini anlatıyor. Lider olma çabalarını da... Bu lider olma çabaları sırasında her çocuğun ayrı bir karakteri, günümüz insanlarının karakterlerini yansıtmış oluyor. Her zaman saf iyi ya da saf kötünün olmadığını, her iyinin içinde bir kötülük, her kötülüğün içinde de bir iyilik olduğunu vurgulayan bu eser gerçekten okunmaya değiyor ve böyle bir listede yer almayı da hak ediyor.

5. Jose SARAMAGO - Bilinmeyen Adanın Öyküsü: Her ne kadar 58 sayfalık bir eser de olsa, içerdiği anlam ve bıraktığı his 580 sayfalık bir esere bedel diyebilirim. Bilinmeyen bir adaya mı yoksa bilinmeyen içimize mi yolculuk ediyoruz?

Not: 5 kitabın da fotoğrafta yer almamasının nedeni; diğer üç kitap arkadaşlarıma aitti ve ben bu fotoğrafı çekerken kitapları sahiplerine çoktaan teslim etmiştim. :)

Bu tarz Top 5 listesi oluşturmaya zamanla devam etmeyi düşünüyorum. İlk olarak dediğim gibi benim için çok anlamlı olan eserleri yazmak istedim. Umarım beğenirsiniz. İyi okumalar!

29 Haziran 2017 Perşembe

Küçük Bir Şarkı Listesi | Müzik

Selam arkadaşlar!
Nasılsınız? Neler yapıyorsunuz? Ben bugün itibari ile biraz hazırlık yapmaya başladım. Cumartesi yolcuyum, uzak bir şehire. :) Heyecanlıyım da!

Bugün kendimizi iyi hissedelim diye, ruhumuzu şenlendirelim diye birkaç müzik önerisinde bulunmak istedim.
Hayat bazen çekilmez olsa da, bazen bizi çok üzse, kırsa, dökse de; her zaman bir şarkı açıp o an ki ruh halimizi dengeleyebiliyoruz. Gerçekten müzik ruhumuzun gıdası oluveriyor.
-NOT: Elbette ki ruhun tek gıdası müzik değil. Çok daha önemli ve faydalı gıdaları da var ruhumuzun, dua etmek gibi. :)

Bugün ki şarkı listemde sevgili Bir Küçük Elif Meselesi blogunun bir tanecik sahibesi Elif'imin bana gönderdiği playlistteki şarkılara da yer vereceğim. Ona da hep birlikte kocaman teşekkür ediyoruuz. :)

1. Birdy - Skinny Love


2. La La Land - City of Stars

3. Ed Sheeran - One

4. Kimbra  - Withdraw

5. LP - Lost on You

6. Buray - Mecnun

Özellikle Buray'ı durmadan söylüyorum. 'Sevdaalar, sevdaalar. Bir güler, bir ağlaar!' 
Umarım şarkıları beğenirsiniz. Ayrıca önerebileceğiniz şarkılar varsa da bekliyorum. :)

27 Haziran 2017 Salı

Kitap Okumaya Yeni Başlayanlar İçin Okuma Listesi | Kitaplar


"Kitapları seviyor musunuz öyleyse hayatınız boyunca mutlu olacaksınız demektir."
Jules Chore


Merhabalar.
Bayram bitti. Nasıl geçti bayramınız? Neler yaptınız bayramda? Paylaşmak isterseniz yorumlarınızı bekliyorum. :)

Bir süredir düşündüğüm bir konu hakkında yazayım dedim bugün. Son zamanlarda bu konu hakkında öneri isteyenler olunca ben de en iyisi bloga bir şeyler yazayım, belki bir faydam olur diye düşündüm.
Kitap okumayı herkes sevmiyor maalesef ki! Ya da sevmediğini sananlar var: henüz kitap okumamış, o yüzden sevip sevmeyeceğini bilmeyenler...
Bir de kitap okumayı sevmek isteyen, kitaplarla haşır neşir olmak isteyen birileri var. Amacım daha önce okuma konusunda çok aktif olmayan ama yeni yeni kitap okumayı düşünen arkadaşlara, başlangıç için okunabilecek birbirinden güzel kitaplardan oluşan bir liste sunmak.

Bu listeyi elimden geldiğince farklı türde oluşan kitaplardan ve okuması-anlaşılması-dili kolay kitaplardan oluşturmak istedim.
*Bazılarının yazılarını daha önce blogda da paylaştım. Kitapların isimlerine tıklayarak detaylı inceleme yazılarını okuyabilirsiniz.

Umarım listeyi beğenirsiniz ve ilgilenen herkes için faydalı olur.

-Küçük Prens *Antoine de Saint-Exupery: Her ne kadar çocuk kitabı görülse/sanılsa da aslında her büyüğün okuması gereken, derin anlamlar içeren bir kitap.

-Dönüşüm *Franz Kafka: Modern Klasik serilerinden biri olan Dönüşüm bir sabah uyandığında bir böceğe dönüşmüş olan Gregor Samsa'nın öyküsünü anlatıyor. Aslında derin eleştiriler içeren bir kitap.

-Satranç *Stefan Zweig: Yine bir Modern Klasik eser olan Satranç okumaya yeni başlayanlara zor gelmeyecek güzel bir kitap. Adı üzerinde satranç hakkında. :) Satranç şampiyonluğu falan... ;)

-Hayvan Çiftliği *George Orwell: Her ne kadar yıllar yıllar öncesinden yazılmış bile olsa, konusu bakımından kesinlikle güncel olan ve döneminin siyasetini eleştirel nitelikte bir kitap Hayvan Çiftliği. Kitaptaki her karakter, o dönemde yaşayan bir siyasetçiye denk geliyor.

-Ruhi Mücerret *Murat Menteş: Eğlenceli bir kitap. Okurken merak uyandırıyor. Yaşanan bir olayı ana karakterlerin görüş ve düşünüş açısından, onların kendi ağzından okumanıza olanak sağlıyor. 100 yaşından küçük herkesin okuması gereken bir kitap. :)

-Dünyanın İlk Günü *Beyazıt Akman: Tarihe ilgisi olanlar rahatlıkla, sıkılmadan okuyabilecekleri bir kitap. İstanbul'un fethini, Fatih'i ve daha nelerini anlatıyor. Okumaya başlayanların yanı sıra, tarih okumaya başlamak isteyenlerin de ilk sırada okuyabilecekleri bir eser. (Ben de ilk bu kitapla tarihi romanlar okumaya başlamıştım.)

-Taş Meclisi *J.C. Grange: Gerilim sevenlerin kesinlikle okuması gereken bir kitap. Özellikle de parapsikoloji-telepati-şamanizm gibi şeylere ilginiz varsa mutlaka ama mutlaka okuyun. Başladığınızda bitirmek için can atıyor, bitince de bitti diye üzülüyorsunuz...

-Eyfel Kulesi Kadar Kocaman Bir Bulutu Yutan Küçük Kız *Romain Puertolas: Bu kitabı ekstra olarak veriyorum. Sevmeyenleri de var çünkü. Ama ismi bile bu kadar çekici olan bir kitap nasıl sevilmez ki! Bence hayatla barışık olmayı dolaylı yollardan vurgulayan, okunabilecek, eğlenceli ama dramatik bir kitap.

Şimdilik bu kadar. Umarım faydalı olur. :) Görüşmek üzere...

NOT: Fotoğrafta listede olan bazı kitapların olmamasının nedeni, o kitapları başka birilerinden alıp okuyup, tekrar iade ettiğim için. :)


25 Haziran 2017 Pazar

İyi Bayramlar!

Merhabalar efendim herkese.
İyi ve mutlu bayramlar dilerim hepinize. :)
Dün geceden beri yazayım diyorum, bir nasip olmadı yazmak; şu ana kadar...


'Nerede o eski bayramlar!' denildiğini duyuyoruz ya hep sürekli, ben öyle eski bayramları bilmem ama, kendi kendime 'Nerede o eski bayram heyecanım, telaşım!' diye soruyorum.
Dün fark ettim; eskiden (hatta daha geçen yıla kadar) bayramda ne giyeceğim telaşı olurdu bende. Çocukken alınan bayramlıklarımı arefe gününden hazırlar, yatağımın dibine koyardım. Sabah hemen giyineyim diye. Mutlaka çoğumuz bu heyecanı yaşamışızdır.
Büyüdükçe bu zamanla azaldı. İlk defa bu bayram düşünmedim ne giyeceğimi. Çünkü ne giyeceğimi düşünecek zamanım yoktu belki de. Büyüdüğüm ve önceliklerim değiştiği için, çocuksu bayram heyecanımı kaybettiğimi fark ettim.
Üzüldüm doğrusu...
Bayram heyecanı, telaşı güzel şey...
Ailece bayram namazı saatinde uyanır, evin erkeklerini bayram namazına yollarız annemle.
Onlar namazdayken Ramazan ayından sonra birlikte ilk kahvaltımız için çayı ocağa koyarız. O sırada annem evimizin önünü süpürür, ben de pencereden/balkondan onu izlerim. Sonra evimizin erkekleri namazdan gelir, büyükten küçüğe doğru bir el öpme/bayramlaşma sırasına girilir. Bayramlaşmadan sonra da kahvaltı hazırlanır ve ailece kahvaltı yapılır.
Her bayram bunları yaşayarak büyüdüm ben.
Ama bu bayram ufak değişikliklerimiz vardı. Yine kalktım sabah namaza babam ve abimi göndermek için, annemin yanına indim. Annem yine biraz rahatsızlanmıştı, kalkamadı bir süre. Sonra rahatsız olduğu için evin önünü süpüremedi, ben de onu izleyemedim. Çayı koydum, babam ve abim namazdan geldi. Sıraya girdik el öpmek/bayramlaşmak için. Bu fasıldan sonra hızlıca kahvaltı yaptık ve babam da yattı. Çünkü o da rahatsızlandı.
Bu bayram başlangıcı biraz buruktu. Ama yine de küçük ailem yanımda olduğu için, onlarla birlikte olduğum için Rabbime hamd olsun.

Hiç bir zaman içimizde çocuğun bayram mutluluğunu kaybetmeyelim. Onu da kaybedersek geriye hiçbir şey kalmayacak! İçimizdeki çocuğu mutlu etmeyi, onun mutlu olduğu şeylerle mutlu olabilmeyi ve elimizdekilerin değerini bilmeyi diliyorum. Ve hepinize tekrardan İyi Bayramlaaar. :)

23 Haziran 2017 Cuma

Okuma Günlüğüm'den Gelenler

Merhabalar hepinize.
Yarın Ramazan ayının son günü ve sonraki gün bayram. Şimdiden hepinizin bayramını kutluyorum. :)

Geçenlerde Okuma Günlüğüm isimli blog yazarımız Eren bir Kitaplı Fotoğraf Yarışması düzenlemişti, bilenler bilir. Ben de katılmıştım bu yarışmaya ve birinci oldum. Sevgili Eren'de hediyelerimi/ödüllerimi göndermiş. Bugün elime ulaştı. Sizlerle de paylaşayım dedim.

Böyle güzel bir yarışma düzenlediği için ve bu güzel hediyeleri için kendisine buradan kocaman teşekkür ediyorum. :)



Yarışmaya katıldığım fotoğrafımı da buraya bırakayım. :)

20 Haziran 2017 Salı

Çocukluğunda Oynadığın Bir Oyuncak | Mim

Çocukluk anılarını nasıl sevmez, nasıl üstüne titremez insan? Bu anılar ruhumu canlandırır, yüceltir ve benim için en güzel zevklerin kaynağıdır.
-Çocukluk, Lev Nikolayeviç Tolstoy
Merhabaaa! Ne kadar da blogla ilgilenemediğim günler... Daha bir süre daha ilgilenemeyeceğim günler...Sevgili Saife-i Saliha'cığım beni bir mime davet etmiş. Çocukluğumuzda oynadığımız bir oyuncak hakkında yazalım demiş. Ben de unutmadan yapayım dedim. Şu an yazmazsam, bir süre daha yazamayabilirim çünkü. :/

Çocukluğumda en çok evcilik oynardım. Öyle sokakta çok oyun oynayan bir tip değildim. Zaten fiziksel gelişimim biraz hızlı olunca koskoca kız dışarda oyun oynamaz diyip evde oynardım. :) Ha bir de ip atlamayı çok severdim ama az tombik olduğum için çok da beceremezdim. :D

En çok evcilik oynardım diyorum ya hani, o yüzden ben en çok barbie bebeklerimle oynardım. Onların saçlarını tarar, üstlerini giydirir, hatta yeni yeni kıyafetler dikerdim bebeklerime. Ben saç örmeyi bilmediğim için rahmetli teyzemin yanına gider bebeğimin saçlarını ördürürdüm. Nasıl mutlu olurdum bebeğimin yeni kıyafetleriyle, örülmüş saçlarını görünce...

Şimdi bu mim insanı alıp bir geçmişe götürüyor. Benim de aklıma bir anım geldi. Gerçi ben çok hatırlamıyorum ama annemler anlatıyor. 4 yaşlarındayken Kayseri'ye gitmişiz. Benim de hep yanımda taşıdığım bir bebeğim varmış. Gittiğimiz evin benden bir yaş küçük kızları varmış. O kız benim elimden bebeğimi almasın diye hep yanımda taşırmışım, geceleri bile yanımdan ayırmazmışım. Hatta bir fotoğrafımız var (aşağıda görebilirsiniz), bebeğimi sıkı sıkı kucağımda tutuyorum. :D Benim kıymetlilerimdi çünkü bebeklerim. :)

Bir de bebeklerime diktiğim kıyafetlerin çantası vardı. Her oynadığımda itinayla katlar geri yerleştirirdim hepsini. Ay ben ne çok severdim bebeklerle oynamayı!
İtiraf edeyim, sanırım şu an elime oyuncak bebek verseler, yine oynarım. :D

Bu mime dair yazacaklarım bu kadar. Saliha'ya tekrar teşekkür ediyorum ve bu mimi henüz yapmamış olan herkesi davet ediyorum. :)

18 Haziran 2017 Pazar

Bir Ses Böler Geceyi *Ahmet Ümit | Kitap

Merhaba!

Bugün ki konuğumuz Ahmet Ümit'ten Bir Ses Böler Geceyi. Okuduğum ilk Ahmet Ümit romanı.
Arkadaşım Çağrı'nın hediyesi, onun sayesinde okumuş oldum. Tekrar teşekkürler Çağrı. :)

Ahmet Ümit genelde polisiye tarzda romanlar yazan bir yazarımız. Daha önce birçok eseri ile karşılaştım ama okumak kısmet olmamıştı. Belki de çok fazla polisiye roman okumayı sevmediğim içindir.
Bir Ses Böler Geceyi kitabı genel olarak Alevilik ve 80'ler döneminin mağdurlarını ele alıyor. Kitap başkahraman Süha'nın gece yarısı bir mezarlığın duvarına çarpması ile başlıyor. Bu kaza sonucu Süha bir Alevi köyüne giriyor ve o esnada köy halkı bir Cem toplantısında oluyorlar. Süha bu toplantıyı izlediği sürede eski günlerini hatırlıyor ve kitap iki ayrı konu üzerinden devam ediyor. Biri cem toplantısında yaşananlar, diğeri Süha'nın gençlik döneminde yaşadığı olaylar.

Açıkçası kitaba ilk başladığımda okuyamadım, zorla ilerledim. Her elime aldığımda en fazla 3-5 sayfa okuyabildim. Zaten kitap 144 sayfa. Giriş kısmı beni çok çekmedi. Ama Süha mezarlığın duvarına çarpıp, içeri girdiği andan itibaren bir merak uyandırmaya başladı. Bu aralar sadece yatmadan kitap okuduğum için ve bu kitabı da gece vakti uyumadan önce okuyunca, haliyle gergin bir şekilde okudum. Hatta o mezarlıkta karşılaştığı olaylar esnasında 'ya şimdi bırakayım, gündüz okuyayım!' diye kendi kendime söylenip durduğumu da itiraf edeyim. :D

Bir de şunu eklemeliyim ki, Piedra Irmağı'nın Kıyısında Oturdum Ağladım kitabından sonra bunu okuduğum için bir an garip gelmişti. Çünkü o kitap Hristiyanlık hakkında bilgiler içeriyordu. Arkasına bunu okuyunca, bu da Alevlik. Genel kültürümü arttırmak açısından iyi oldu aslında. :)

Bir Ses Böler Geceyi kitabına dair söyleyeceklerim bu kadar. İlginizi .çekiyorsa okuyabilirsiniz, ama ben öyle çok aşırı beğenmedim diyebilirim. Yani beklentim biraz yüksekti belki de yazar Ahmet Ümit olunca!

Okuduysanız yorumlarınızı bekliyorum! :)

16 Haziran 2017 Cuma

Durum Güncelleme

Merhabalar herkese.
Birkaç gündür buralarla ilgilenemedim yine. Yoğun bir hafta geçirdim. İnstagramdan takip edenler biliyorlar ki Salı günü Diploma Törenim vardı. Sabahtan ailem ve Büşra ile Mersin'e gittik. Oraya git, buraya git, Diploma törenine katıl derken inanılmaz yorulmuşum.
Bir de Pazartesi sabahında dekan yardımcımız aradı ve bana Fakülte İkincisi olduğumu söyledi. Bu yüzden törende bir de plaket verdiler bana. :)
NOT: Cocukluktan beri 'buyuyunce ne olacaksin' sorusuna "ogretmen" olacagim dermisim. Cunku hep ogrendigim bir seyleri birilerine ogretmeyi sevdim. Ortaokul bitince okumama karari aldim. Sonra bir seyler oldu ve liseye bir ay gec basladim. Lise 2ye gectigim yil 'ingilizce ogrenecegim ve ingilizce ogretmeni olacagim' dedim. Inanmadilar. Yapamazsin dediler. Sadece lise 1 ve 2de 2 saat gordugun ingilizceyle kazanamazsin dediler. Lise 3te onume engeller cikti. Vazgecmistim. Tek basima bu isi basaramayacagim demistim ki her sey tersine dondu, kismet kapim acildi ve ben bir sekilde bir yil dil kursuna gittim. Bir yil icinde elimden geleni fazlasiyla yaptim. Hala bana kazanamazsin diyorlardi. 'Insanlar hem okulda saatlerce ingilizce goruyorlar, hem dersaneye gidiyorlar, ozel ders aliyorlar. Sen bu kadar kisa zamanda haftada uc-bes saatle kazanamazsin' dediler. Kimisi 'kazansan ne olacak, ne yapacaksin ingilizceyi' dedi. Aldirmadim soylenen hicbir seyi. Aksine daha cok cabaladim. Kazandim. Hem de istedigim yeri. Kazandiktan sonra daha cok caba gosterdim. Sosyal hayati seven biri olarak hem gezdim hem calistim. Elimden geleni yaptim. Sonunda hakkiyla bitirdim universiteyi. Bolumum bazinda ikinci olurum hic olmadi ucuncu diye dusunurken, fakultede ikinci olmak yoktu hayalimde, dusuncemde. O da oldu. Mersin Universitesi Egitim Fakultesini 2.likle bitirdim. Bu gune kadar yanimda olan, bana destek cikan basta aileme, hocalarima, manevi kardesime ve herkese cok tesekkur ediyorum. Sayenizde geldim bu gunlere.

Her neyse işte salı günü inanılmaz yoğunluktan sonra çarşamba günü kendime gelemedim. Tüm gün yattım diyebilirim. Perşembe günü ise derslerime bakayım falan derken akşam oldu ve akşam teyzemlere iftara gittik. Bugün cuma ve bugün ise yine sabahtan Mersin'e gittim. İlişik kesmeye ve geçici mezuniyet belgesi almaya.
Mersin'in cehennem sıcağı altında iki-üç defa kampüs değiştire değiştire sonunda aldım belgemi ve kestim ilişiğimi! Yani artık resmi olarak öğrenci değilim! (Öğrenci olmak güzeldi be!)

Sonra eve geldim. Masamda bir paket. Kargo gelmiş bana! Ben meraklı meraklı pakete bakıyorum! Sonra açmaya başladım ve büyük bir mutluluk doldu içime. Bir Küçük Elif Mesele'm, Elif'im bana mektubumu yollamış, yanında birbirinden değerli el emeği hediyeleriyle. Ona buradan da çok çok teşekkür ediyorum. :)


Bu süre içinde Ahmet Ümit'in Bir Ses Böler Geceyi isimli kitabını bitirdim. Çok kısa bir süre içinde yazısı blogda olur.
Şu anda Jeffrey Moore - Sinestezya isimli kitabı okuyorum.
Bir de yapılmayı bekleyen bir mim'im var. :)

Şimdilik benden bu kadar. Görüşmek üzere!

11 Haziran 2017 Pazar

Yabancı Dil Öğrenimine Dair Birkaç Öneri | Mim

Merhabalar herkese.

Uzun bir süredir mim yazısı yazmıyordum. Amaa, sevgili Simli Nane arkadaşım beni bir öneri mimine davet etmiş, ben de hemen yazayım öyleyse dedim.
Düşündüm ne hakkında öneri yazsam diye, sevgili Büşra'cığım (manevi kardeşim)'ın da etkisiyle yabancı dil öğrenimine dair birkaç öneride bulunayım dedim.
Artık mezun bir İngilizce Öğretmeni olarak sizlere de bir katkım olur umarım. :)

1. Dil öğrenmekten korkmayın! Yeni bir dil öğrenmeye ilk ve bence en büyük engel korkmak. Arkadaşlar dil öğrenmek zor bir şey değil. Hele ki İngilizce gerçekten öğrenmesi basit bir dil. Eğer korkmadan, isteyerek, gerçekten isteyerek bu işe başlarsanız, emin olun çok kısa bir sürede büyük bir verim aldığınızı göreceksiniz.

2. Dil öğrenmeyi 'gereksiz' görmeyin, göstermeyin!. Bunu 1. maddede de yazabilirdim fakat ayırmak istedim. Genelde okullarda öğrencilerde karşılaştığımız, ayrıca diğer insanlarda da karşılaştığımız bir durum, mesela İngilizce öğrenmeyi gereksiz görmek. Hangi dil olursa olsun, gereksiz değildir. Çocuklarımıza bunu böyle öğretmeyelim. 'Bir dil, bir insan, iki dil, iki insan' diye boş yere dememişler. Gerçekten öğrenilen her dil yeni bir kültür ve yeni bir düşünce tarzı oluşturuyor insanda. Ayrıca öyle bir devirde yaşıyoruz ki artık, öğrendiğimiz her dil bize kocaman bir artı olarak geri dönüyor.

3. Bol bol yabancı şarkı dinleyin, film izleyin! Öğrenmek istediğiniz dilde şarkı dinlemek özellikle telaffuzunuzu geliştirir. Bunun dışında film izlemek kesinlikle günlük dili kullanmayı, telaffuzunuzu, hatta dilbilginizi dahi çok güzel geliştirmenize fayda sağlar. Filmler dışında diziler de mutlaka izlenmeli. Konuşma dili açısından hepsinin katkısı büyük. (Size dilbilgisel olarak öğretilen kuralların, günlük hayatta nasıl kullanıldığını en iyi film-dizi izleyerek görebilirsiniz.)

4. Yabancı dilde makale, öykü, kitap vs. okuyun! Yalnız okurken her bilmediğiniz kelimeyi açıp tek tek anlamlarına bakmayın. Zaten doğrudan üst seviye bir şeyler okumaya başlamamalısınız. Kendi olduğunuz seviyeye uygun bir şeyler seçip, ilk önce hiçbir kelimenin anlamına bakmadan, bilmediğiniz kelimelerin anlamlarını bağlamdan kendiniz tahmin ederek okuyun. Bu sizin hem zihninizi geliştirir, hem de bilmediğiniz kelimeyi tahmin etmeniz o kelimenin anlamını ikince defa okuyuşunuzda baktığınızda kalıcı olarak öğrenmenizi sağlar.

5. Yabancı dilde günlük tutun! Bu maddeye özellikle dikkat etmenizi istiyorum. Bir dilde yazınız ne kadar akıcı ve doğruysa, o dile hakimiyetiniz de o kadar iyi demektir. Öğrenmek istediğiniz dilde, ilk başlarda çok basit dahi olsa- cümleler kurmanız ve bunları yazmanız size büyük fayda sağlayacaktır. Günlük tutmak bu anlamda çok işe yarayan bir yöntem. Daha sonra dilde ilerlediğinizde dönüp ne yazdığınıza bakıp, ilerlediğinizi görüyorsunuz. Bu da büyük bir motivasyon oluyor tabii ki!

6. Dil öğrenmeye küçük yaşta başlayın, başlatın! Bu maddeyi ekstra olarak veriyorum. Artık kendimiz için olmasa da evli, çocuklu ablalarım, abilerim için diyorum ki; eğer çocuğunuz iyi derecede dil öğrensin istiyorsanız, kendi ana dilimizi güzelce öğrendikten sonra, yani yaklaşık 4-5 yaşından itibaren çocuklarınıza ufak ufak yabancı dil alıştırmaları yaptırın. Şarkılar dinletin, çizgi diziler izletin. Belli başlı şeylerin yabancı dildeki karşılıklarını gösterin. Ama bunu yanlış anlayıp da lütfen çocuklarınıza 1-2 yaşından itibaren yabancı dil öğretmeye çalışmayın. Kendi ana dilini bile henüz tam öğrenememiş bir çocuk, o kadar küçük yaşta yabancı dil öğrenmeye kalkarsa bu ana dili açısından da sıkıntı oluşturabilir.

Yabancı dil öğrenmek sanıldığından daha kolay ve daha eğlenceli arkadaşlar bunu unutmayın. :) Simli Nane'ye çok teşekkür ediyorum. Ayrıca bu etkinliği başlatan Eda Demir arkadaşımızı öncelikle Bir Öneri De Bizden isimli sayfada editörlüğe başladığı için tebrik ediyor ve teşekkür ediyorum. Sizler de farklı konularda öneriler almak ya da yazmak isterseniz buraya tıklayarak Bir Öneri De Bizden sitesine doğru geçebilirsiniz. :)

Bu etkinliğe her mimlenen 3 kişiyi davet ediyormuş. Ben de:
1. Eylül Annesi
2. İlayda Şen 
3. İlkay Özgür 
arkadaşlarımı davet ediyorum.