29 Kasım 2016 Salı

CNR Mersin Kitap Fuar Alışverişi 📚

Biz zevk için harcadığımız paradan fazla, kitap için sarfetmediğimiz müddetçe, bu ülke hiç bir zaman medeni bir ülke olamayacaktır.
Elbert Hubberd 
Merhaba arkadaşlar. Nasılsınız? Nasıl gidiyor hayat? Valla benim yoğun, karmaşık, anlamıyorum hatta bazen neler oluyor, nasıl gidiyor diye... 
Bugün de sabah 9'dan akşam 5'e kadar dersim vardı. Aşırı yorulmuştum. Ama çok çok yakınımda bir kitap fuarı varken ve ben bu fuara bir türlü gitmeye vakit bulamamışken, yorgun olmama rağmen dersten sonra hemen attım kendimi fuara.
26 Kasım'da başlayan ve 4 Aralık'a kadar devam edecek olan CNR Mersin Kitap Fuarı'ndan bahsediyorum şu anda. Evet ben bugün bu fuara giderken kendi kendime 'kitap almayacağım, kitap almayacağım' diyerek gittim. Bu kararımı uyguladım derseem, çook büyük yalan söylemiş olurum arkadaşlar. Tabii ki de aldım. Hem de 6 tane kitap aldım. (Merak ediyorum da kitap alacağım diyerek gitseydim, kaç tane alırdım acaba?😕) 
Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları'nın Modern Klasikler Dizisi'nden okumak istediğim birkaç eser vardı. Stantta %25 indirim vardı, ama İş Bankası kartı olanlar için %30du indirim. Ben de indirim varken merak ettiğim iki kitabı elime aldım. Sonra oradaki görevli bayan şu kitabı okudunuz mu, bence okumalısınız, şunu da okumalısınız derkeen ben 5 kitabı aldım elime. Evet aldığım 6 kitaptan 5 tanesi Modern Klasikler Dizisinden arkadaşlar.
Son kalan kitabı da neden aldığımı kısaca anlatayım. Aslında itiraf etmek gerekirse adını bile bilmediğim bir yayın evinden aldım bu kitabı. Stantta duran kişi arkadaşımdı çünkü. Yanına gittim selam vereyim iki muhabbet edeyim diye. O sırada elime birkaç kitap tutuşturdu bak bakalım incele diye. Sonra bir anda elime bir kitap daha verdi bir başkası. 'Bu kitabı ben yazdım, incelerseniz.' dedi. Ben de peki deyip arka kapağı okumaya başladım. O sırada kitabı nasıl yazdığını, yani kitabı yazma hikayesini anlattı. Arkadaşım da biraz ısrar edince ben de o zaman alayım bari dedim ve aldım. Bir de imzalattım. :)
Şimdi siz bana 'Ya hepi topu 6 kitap almışsın, ne çok konuşuyorsun!' diyeceksiniz. Siz demeden ben kısa keseyim. Aldığım kitapları söyleyeyim. :)
1. Türkiye İş Bankası Yayınları - William Golding - Sineklerin Tanrısı
2. Türkiye İş Bankası Yayınları - Stefan Zweig - Satranç
3. Türkiye İş Bankası Yayınları - Stefan Zweig - Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu
4. Türkiye İş Bankası Yayınları - Halil Cibran - Ermiş
5. Türkiye İş Bankası Yayınları - Anton Çehov - Vişne Bahçesi
6. Ahir Zaman  - Hulusi Eryılmaz - Mihrullah / Elif Aşk Kapısı

Kitaplardan okuduklarınız ya da merak ettikleriniz varsa yorumlarınızı bekliyorum. Görüşmek üzere...
Not: Çok çok yakında bir çekiliş yapacağım. Çekilişin genel içeriği "kitap, defter, ayraç" olacak gibi. Belki ufak eklemeler olabilir. Çekiliş için takipte kalın. 😉

27 Kasım 2016 Pazar

Ruby Sparks | 🎬 Film İnceleme

'Senin hakkında yazmadım. Seni yazdım.'
-Ruby Sparks

Haydi hep birlikte düşünelim; fiziksel özellikleri, karakteri, davranışları, kısaca her şeyi hayal ettiğimiz gibi, 'kusursuz' biriyle birlikteyiz. Nasıl olur sizce?  Tamamen sizin istediğiniz gibi olan bu kişiyle mutlu olur musunuz? Sizin istediğinizi yaptığında, gerçekten bir anlam, bir tat alır mısınız bu ilişkiden? 'Kusursuz' sevgili, 'muhteşem' bir ilişki yaratır mı sizce?

Neden mi böyle başladım? Çünkü yönetmenliğini Jonathan Dayton ve Valerie Faris'in paylaştığı, senaristliğini ise Zoe Kazan'ın yaptığı, 2012 yapımı Ruby Sparks (Hayalimdeki Aşk) tam olarak bu soruların yanıtını içeriyor. Film bizlere hayal edebildiğimiz her şeyin gerçek olabileceğini gösteriyor. Çok başarılı olan bir yazarın hayalinde yarattığı bir karakter üzerinden 'İdeal sevgili nasıl olmalı?' sorusunun cevabını trajikomik bir şekilde alıyoruz film sayesinde.

Filmin konusundan kısaca bahsedecek olursak: Daha 30lu yaşlarında olan başarılı roman yazarı Calvin aradığı aşkı bulamayan biridir ve yazmayı düşündüğü yeni romanı için rüyalarında gördüğü kadını, Ruby'yi, kitabına yansıtır. Ve bir hafta sonra Ruby'yi kanlı canlı bir şekilde evinde bulur. Hayalinde yarattığı bu karakteri canlı olarak bulduktan sonra olaylar başlar ve artık Calvin Ruby'nin nasıl olduğunu, nasıl davrandığını kendisinin yazarak belirlediğinden emin olur. Yani yazdıklarıyla yarattığı kişiye yön vermektedir.
Calvin, Ruby'ye yön verme konusunda başta tedirginlikler yaşar, bunun bencilce olduğunu düşünür. Ama zamanla artık kendine hakim olamaz ve yazar, yazar, yazar...

Ruby Sparks; egoistlik, aşk, sanat, edebiyat, kusursuzluk gibi farklı konulara değinen bir film ve bence izlenmesi de gereken bir film. Sonuçta hepimiz hayatımızda olan kişilerin istediğimiz gibi olmasını bekleyen insanlarız. Bunun ne kadar doğru (!) olduğunu bu film sayesinde sorgulayabilirsiniz.

Bana bu filmi öneren değerli arkadaşıma çok teşekkür ediyorum. Fırsat bulup izleyip, yazısını yazamamıştım. Geç kalınmış bir inceleme yazısından sizlere tavsiyem, izlemekte gecikmeyin. 

Filme dair yorumlarınızı beklerim. Ayrıca film önerilerinizi de... :)


24 Kasım 2016 Perşembe

Bilinçaltıyla Savaş - Rüyalar

Tıpkı bir romanın yazılabilmek için bir yazara ihtiyaç duyması gibi, bir rüya da o rüyayı görecek birine ihtiyaç duyar.
— Filmler ve Rüyalar

Merhaba arkadaşlar. Aslında bugün sizlerle paylaşmak istediğim konu 'rüyalar' değildi ama bir fikir değişikliği yapıp bu konuya yöneldim. Yıllardan beri rüya kavramı benim üzerinde araştırmalar yaptığım, çok kafayı taktığım bir konu. Bu konuya dair sizlerin de fikirlerini almak istedim.
Rüyalar, uykumuzun genel özelliklerinden biridir ve genellikle rüyaları uykumuzun REM evresinde gördüğümüze dair fikirler bulunmakta. Rüya nasıl, neden görülür? Rüya görmemizi tetikleyen şey nedir? Neleri rüyalarımızda görürüz? gibi sorulara cevap olması için araştırmacılar bir sürü araştırma yapmışlar fakat hala tam olarak bir yanıt bulunamamıştır.
Birkaç rüya çeşidi olduğu savunuluyor. alelade rüyalar, fiziksel kaynaklı rüyalar, paranormal rüyalar, haberci rüyalar gibi. 
Şimdi bu bilimsel yazılardan sonra geçelim benim kendi rüya düşüncelerime. Arkadaşlar rüyalarım yüzünden bilinçaltımla anlaşamadığımı düşünüyorum. (Herkesle, her şeyle sorunlarımı aştım ama bilinçaltımla aşamadım. ) Freud rüyalarımızın bilinçaltımızda kalmış, bastırılmış duygulardan yola çıkarak görüldüğünü savunmuş. Ya peki böyleyse benim bu bilinçaltım bana türlü oyunlar oynuyor. Hayır benim asla düşünmediğim kişileri, olayları rüyalarımda görmem beni çok garip, aslında rahatsız hissettiriyor. Bakın bir de ben iki gün aynı kişiyi ya da olayı rüyamda göreyim üçüncü gün uyku sorunu yaşıyorum vee dördüncü gün kesin ama kesin o rüyamla alakalı bir şey yaşıyorum. Gerçekten bunlar bana çok garip geliyor.
Bir de şu var ki bazen rüyalarımın vicdanımın savaşı olduğunu düşünüyorum. Örnek vermek gerekirse, ilkokuldan bir arkadaşım vardı. Lise zamanlarında aramız açılmış ve bir daha konuşmamıştık. Kendisiyle karşılaştığımda dahi benimle konuşmuyordu. Belirli bir zaman sonra arkadaşımı sürekli rüyamda görmeye başladım, her seferinde sarılıp barışıyorduk. Ya da barışmak için bir adım atıyorduk. Ben bu tarz rüyaları yaklaşık iki yıl gördüm ve artık o kadar çok rahatsız hissediyordum ki kendimi, sanırım vicdanım rahat değil konuşmadığımız için diye düşündüm ve arkadaşıma mesaj attım. O gün tek kelime konuşmuş olsak bile ben bir daha arkadaşımı rüyamda görmedim. Sanırım vicdanımı rahatlatınca rüyalarımdan da çıktı.
Bu aralar yine buna benzer bir şeyler yaşıyorum gibi. Tam olarak böyle değil ama işte işin içinde rüya olunca tanım-tarif zor oluyor. 
Bugün ki yazım tamamen içimi dökmek amaçlı yazılmıştır. Ama sizin rüyalar hakkındaki fikirlerinizi, düşüncelerinizi gerçekten çok merak ediyorum. Benim gibi böyle olaylar, rahatsızlıklar yaşayanlar varsa mutlaka konuşmak isterim. Teşekkür ederim şimdiden yorumlarınız için.
Bilinçaltınızla bol anlaşmalı rüyalar dilerim... :)

22 Kasım 2016 Salı

Ruhi Mücerret | Kitap İncelemesi

Kalın zırh , seni kendinden korumaz
En büyük dertler ve belalar kabul etmediğimiz hatalarımızdan kaynaklanır
 Ruhi Mücerret

Merhaba arkadaşlar. Bugün sizlerle geçen günlerde Küçük Bir Kitap Alışverişimde bulunan, dün bitirdiğim ve yazısını bir an önce yazmak istediğim bir kitabı paylaşıyorum. 
Konuğumuz Murat Menteş'in kaleminden Ruhi Mücerret. İstiklal Harbi'nin son gazisi, 100 yaşındaki milli kahramanımız Ruhi Mücerret...

Daha ilk sayfadaki diyalogla beni içine çekti bu kitap.

"Hayat nasıl gidiyor?"
"Yaşayan birine sor."
"Dün görüşemedik, nerelerdeydiniz?"
"30 sene evvel bana '3 ay ömrünüz kaldı' diyen doktorun cenaze merasimindeydim."
"Toprağı bol olsun."

Kimin, ne zaman bu hayata veda edeceğini hiçbirimiz bilmiyoruz sonuçta...


Ruhi Mücerret, Murat Menteş'in okuduğum ilk kitabı. Namını çok duymuştum. Eserlerinin nasıl olduğuna dair bir fikrim vardı. Ama açıkçası bu kadar etkileneceğimi düşünmemiştim. Ben normalde bir kitabı okurken ağlamışımdır, duygulanmışımdır amaaa ilk defa bir kitabı okurken sesli sesli güldüm, şaşkınlıktan oluşan tepkilerimi kontrol edemedim. Ruhi Mücerret'in o samimiyetini, o tatlılığını, o tontoş dedeliğini, esprilerini, laflarını, 'mezarıma sanırım ..... yazdıracağım' demelerini, kısaca her şeyini öyle güzel hissettim ki okurken... Sanki bir kitap okumuyorum da o kitabı yaşıyorum ya da sanki bir bilim kurgu filmi izliyormuşum da olaylar beklemediğim yönde gelişince aşırı şaşırıyormuşum gibiydi. Ya da böyle bir şeydi. Anlayın işte tarif bile edemiyorum. :) 

Kısaca konusundan bahsedeyim ama kısaca, çünkü söylediğim her şey kitap hakkında bir ipucu olabilir ve ben henüz okumayanlarınız için hiçbir ipucu vermek istemiyorum. 

Kitabımızın ana karakteri adı üstünde Ruhi Mücerret. Kendisi İstiklal Savaşı'nın yaşayan son gazisidir ve tam tamına 100 yaşındadır. Bir tanıdığı Ruhi Mücerret'ten Masum Cici'yi öldürmesini ister ve bu konuda da kendisine Civan Kazanova isimli bir genç yardımcı olur. Buralarda olaylaar, olaylaar diyorum. :) Ruhi Mücerret aynı zamanda Avni Vav isimli bir arkadaşından hala bir şeyler öğrenmektedir. Hı bir de kendisinden 70 yaş küçük birine platonik bir aşkla tutulmuştur.
Daha bir sürü şey anlatmak, söylemek istiyorum ama kendimi tutuyorum. Bence siz okuyun bunu biz öyle bir konuşalım. Çünkü kitaptaki olaylar silsilesi o kadar yaratıcı ki, öyle değişik düzenlenmiş ki 'Yok artık!' dediğiniz bir çok yer oluyor.

Kitabın en sevdiğim bir özelliğini de paylaşmak istiyorum. Kitap Avni Vav, Ruhi Mücerret ve Civan Kazanova'nın ağzından farklı bölümlerle anlatılmış. Yani Ruhi Amca'nın anlattıklarını okurken aklınızda bazı yerlerde soru işareti kalıyor. Sonra devamında Civan'ın anlattığı kısımları okuyunca olayın iç yüzünü öğrenip, kafanızdaki soru işaretlerini kaldırmış oluyorsunuz. Bence böyle bir anlatım çok daha güzel. Kişilere göre olaylar değerlendirilmiş oluyor en azından.

Neyse artık benim söyleyeceklerim bu kadar. Kitap hakkındaki yorumlarınızı bekliyorum. Son olarak kitaptan ufak tefek alıntılarla sizlere veda ediyorum. Görüşmek üzere...

*Mazideki kederleri hatırlamanın sağlayacağı koruma, unutmanın getireceği huzurun yanında bir hiçtir. Lakin aklın forsu hafızaya sökmez.
*Umut, gerçeklerle; umutsuzluk ise hayatla bağını gevşetiyor insanın.
*Bir insan acıdan delirdiğinde, diğerleri onun acısını değil, deliliğini görürler.
*Arzulamak, elde etmekten; hasret, kavuşmaktan; hatırlamak, unutmaktan bin kat şiddetliydi.
*Benim yaşımda aşk, kimin kollarında öleceğine karar vermektir. Aslında her yaşta öyledir.

18 Kasım 2016 Cuma

📚🎶 Her Bir Telden 2 🎞☕

İyilik yapmaya devam et. Karşındaki o iyiliğe layık olmasa bile, sen o iyiliğe layıksın.
-Che Guevara

Merhaba arkadaşlar. Bugün konumuzla alakalı bir sözle değil, defterimden bir sözle sizlere merhaba demek istedim. İyilik yapmayı karşımızdakilere iyilik olsun diye değil de, biz içimizden geldiği için, iyi olduğumuz için yapalım. En doğrusu budur sanırım.

Neyse konumuza gelelim. Biliyorsunuz ki sizlerle daha önceden de bir Her Bir Telden öneriler paylaşmıştım. Bugün yine böyle bir şey yapayım dedim.

Kitap: H. Nihal ATSIZ - Bozkurtların Ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor: Bu iki kitap artık aslında Bozkurtlar adı altında tek bir kitap halinde basılıyor ama bendekiler eski basım olduklarından dolayı iki ayrı kitap şeklinde okudum. Bozkurtların Ölümü ilk başladığımda biraz sıkıcı geldi. Devam etmekte zorlanacağımı düşündüm. Ama olaylar başladıktan sonra nasıl bitirdiğimi anlamadım bile. Üstüne bir de Bozkurtlar Diriliyor'u okuyunca ben bayağı film izlermişçesine okudum. KPSS çalışan bir öğrenci olarak İslamiyet öncesi Türk Tarihinde Kür Şad baskınını öğrenip, tam bunun üzerine de Bozkurtları okumak efsane oldu. Kesinlikle okunması gereken kitaplar. Şiddetle tavsiye ederim.





Film: Her (Aşk): Spike Jonze tarafından yönetilen 2013 yapımı bu filmde yakın gelecekte aslında başımıza gelebilecek olan bir durumdan söz ediliyor. Teknolojinin bizi ele geçirmesi. Bu benim tabirimle böyle tabi. Birçok alanda aday gösterilmiş ve birçok kategoride ödül almış bir film Her. Filmin içeriğine ve eleştirilerine dair daha detaylı bilgilere buraya tıklayarak ulaşabilirsiniz.








Tatlı: Magnolia: Büskivili, pudingli, muz ya da çilekli bir tatlı. Ben Mersin MAT Coffee'de yedim. Çok da beğendim.

Müzik:

17 Kasım 2016 Perşembe

Hoşgeldin Aramıza Gülce | Blog Önerisi

Açıkçası mutluluk içimizdedir. Onu bulup dışarıya çıkarmak, haykırmasına izin vermek, bütün hayatımız boyunca bize hizmet etmesini, doğumumuzdan ölümümüze kadar bize eşlik etmesini sağlamak bizim elimizdedir.
— Mutluluk Okulu


Bug
ün mutlu olmaktan konuştuk biraz bir dostla… Dedik ki ‘Mutlu olacağımız işler yapalım arada. Mutlu olacağımız vakitler yaratalım kendimize. Öncelik sıramızı değiştirip, bizi mutlu edecek şeyleri alalım listemizin başına.’

Mutlu olmayı özleyen bir insana söylenebilecek en güzel şey, ‘Otur, düşün. Seni ne mutlu eder? Sana seni ne iyi hissettirir? Karar ver. Sonra bunu yapacak zaman yarat ve mutluluk gelsin yanına.’
Biz de mutluluktan konuştuk ya bugün işte. Dedi ki dost, ben yazmayı seviyorum. Ben de dedim ki ona, yazmak mutlu ediyorsa, durma! Sonra Gülce ile tanıştırdı beni. Gülce dostun en yakını, en sırdaşı… Dedi ki dost, Gülce’siz yapamam ben. Dedim ki ona, Gülce’yi başkalarıyla da tanıştırsana…

İşte böyle gelişti Gülce’nin aramıza katılışı. Ben de bir vesile olmak istedim bu güzel dostun Gülce’yi bize tanıştırmasına. Sizler de bir bakın derim dosta ve onun dostuna. :) Hem Gülce de sahibi de siz onlara destek verirseniz çok mutlu olurlar bence. J





Not: Blog izleyici sayımın 100e ulaşmasına çok az kalmışken sizlere bir çekiliş yapacağımı duyurmak istedim. Çekilişte neler olacağını bir sonraki yazımda sizlerle paylaşmayı ümit ediyorum.

Gülce ve çekiliş hakkında yorumlarınızı bekliyorum. Eğer çekilişte olmasını istediğiniz bir şey varsa yorumda belirtin, ben de bir değerlendireyim.

Görüşmek üzere...

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr

15 Kasım 2016 Salı

Posta Kutusundaki Mızıka | Kitap İncelemesi

"Bir zarfı açmak kadar kalbi titreten ne vardır."
— Posta Kutusundaki Mızıka

Merhabalar herkese. Geçen günlerde yaptığım küçük bir kitap alışverişinden bahsetmiştim. Aldığım kitaplardan birini bitirdim. Şu anda ikincisini okumaktayım. Her birini ayrı ayrı o kadar çok merak ediyordum ki sonunda merakımın en ağır bastığını okumaya karar verdim ve Posta Kutusundaki Mızıka'yı okudum. İsmiyle, kapağıyla, arka kapak yazısıyla 'Gel beni bir an önce oku!' diyen bir kitaptı benim için.
A. Ali Ural tarafından kaleme alınan bu eser aslında deneme türünde. İçerisinde 61 tane mektup bulunuyor. Öyle ki bu mektupların hepsi bir dosta yazılmış. Her mektuba 'Sevgili Dost' diyerek başlanmış.
Kitabın önsözü bile yazar tarafından mektup şeklinde yazılmış. Mektubun tarihinden kısaca söz ediliyor önsözde. Kitapta tek bir konu yok. Kendimize ait çıkarımlar yapabileceğimiz bir sürü şey, altını çizebileceğiniz bolca aforizma bulunuyor. En çok beğendiğim şeylerden biri sonbaharı bir insan gibi görüp, onu kanlı canlı hissettirmesi. Unutmadan, içerisinde bol miktarda ünlü düşünürlerin, yazarların, sanatçıların da alıntılarını barındırıyor Posta Kutusundaki Mızıka. 

Ayrıca kitabın mektuplardan oluşması oldukça ilgi çekici bir durumdu benim için. Her ne kadar günümüzde teknolojiye bağımlı bir halde yaşıyor olsak da ben hala elime kalem kağıt alıp mektup yazmayı seviyorum. Açıkçası hala arada bir mektup yazarım. Hatta size şöyle bir sır vereyim, arada gelecekteki kendime de mektup yazıp saklıyorum. :)
Bakmasını bilirseniz, okuduğunuzda size bir şeyler katabilecek bir kitap. Ki okumanızı da tavsiye ederim. Yorumlarınızı da bekliyorum. :)

NOT: Kitabın sonlarında fotoğraftan bahsederken ilk fotoğrafın nerede, nasıl ve kim tarafından çekildiğini anlatıyordu. Fotoğraf dersi almış biri olarak bir kitapta, beklemediğim bir anda, böyle bir bilgiyle karşılaşmak -nedendir bilmiyorum- beni çok mutlu etti. :) Yani demem o ki belki sizi de mutlu edebilecek ufak detaylar vardır içinde.
---------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------
Kitaptan birkaç alıntı:
Sevgili Dost, 

Her defasında bu iki kelimeyle başlıyorum mektubuma. Çünkü bu iki kelimeden her biri, gücünü diğerinde alıyor. Sevgili olunmadan dost, dost olunmadan sevgili olunmuyor. Eger bir ruh beraberliğiyse dostluk, iki ruhu bir kılan nedir? Nedir bileşik kapılardan su seviyesinin sırrı? Demek, "Dost insanın bir ikinci kendisidir." (Cicero) Demek, "Sevgi hiç ayırt etmez; sevenle sevilen aynı şeydir." (Alain) 

- Kim o?
- Senim! 

Böyle bir diyalogda kapının varlığından kim söz edebilir?
----------------------------------------------------------------------------------------------
Sevgili Dost,
Eksik bilgi bizi yanlış adreslere götürür. Arkadaşlıklar, dostluklar, ortaklıklar ve evlilikler hep bu yüzden biter. Kim bilir hayatımızda kaç kez, "Nasıl da tanıyamamışım!" demiş, kaç kez ince buz tabakasında aldanıp yürüdüğümüz gölün soğuk sularında bulmuşuzdur kendimizi.
----------------------------------------------------------------------------------------------
Sevgili Dost,
Sonbahar her sene yüklenip serinliğini, yağmurlarını, rüzgarını ve yapraklarını, evime yatıya gelir.
Ben sonbaharı kapıda karşılar: ''Kim gelmiş kim!'' diye sevinç gösterileri yapar, boynuna sarılırım...
Sonbahar, her seferinde gözlerimin içine bakıp; '' Hiç değişmemişsin'' der ve omzuma dokunur.
Ben sonbaharın gözlerinin içine bakamam; dokunur...

13 Kasım 2016 Pazar

Unut(a)mamak!

Unutmak en iyisi. Ama unutmak zor gelir insana. Hatırlamamak daha iyi. Unutmakla hatırlamamak aynı şey değil nasıl olsa!
-Kelebeğin Rüyası


İnsan duygularına ya da düşüncelerine kilit vurabilir mi? Yazı yazarak içini döken, kendini rahatlatan bir insan, nasıl olur da “Bunları yazamamalıyım!” diyebilir. Peki yaz(a)madıklarını ne kadar içinde tutabilir? Ne kadar eziyet edebilir bir insan kendine?

Ben de tutamadım içinde. Unutulmayan, unutulamayan ya da unutuldu varsayılan şeyler üzerine yazmamam gerek dedim kendi kendime. Ama bir yerde gevşedi düşüncelerime vurduğum kilit.

Yaklaşık bir ay kadar önce çok değerli bir arkadaşım ‘unutamamak’ üzerine bir şeyler yazmamı istemişti benden. Ben de ilk fırsatta yazacağım demiştim. Demiştim ama o fırsat elime geçti geçeli erteledim. Ertelemek zorunda hissettim. Sanki yazsam anlaşılmayacak, yazsam yanlış anlaşılacak, yazsam her şey bozulacak, yazsam yanlış yollarla karşılaşırım diye erteledim hep. Şimdi yazmamam gerek dedim. Yazarsam olmaz dedim. Ama ne bunları dediğimi unuttum, ne de unutmam gerekenleri… Duyduklarımı düşündüm, düşündüklerimi sustum. Sustuklarımı ise yazamadım. Yazmak istemedim. Bir şeyleri yazamamak daha da düşündürttü beni. Duramadım artık, gevşeyen kilit bozulsun, kırılsın gitsin dedim.

İnsan bir şeyi ne kadar çok isterse, istediği o şeyi elbet elde eder deriz ya hani. Peki, bir şeyleri unutmak isterken neden unutamayız hiçbir şeyi? Unuttuğumuzu varsaydığımızda nasıl olur da hatırlarız bir bir, her şeyi? Yoksa gerçekten unutmak istemiyor muyuz bazı şeyleri? Mesela geçirilen güzel vakitleri, hissedilen samimi duyguları, söylenilen sevgi dolu sözleri… Nedir bizi bunları unutmaktan alıkoyan? Nedir bizi bu kadar geçmişe bağlayan? Neden hatırımıza gelir bu kadar zaman?


Burada bu sorulara çözüm önerileri sunmam gerekirken, neden daha çok soru soruyorum peki? Daha bugün okuduğum kitapta demiyor muydu ‘Mazide kalan her şey kısa sürmüş demektir.’ Diye. Peki, ben neden hala çok uzun bir zaman geçirmişim de hala o zamanlar geçmemiş gibi hissediyorum. Düşüncelerimi toparlayıp çözüm aramam gerekirken, çözümleri sizden bekliyorum…

Kırmızı Çiçekli Perde

Hiçbir şey kalmamıştı artık. Tuttuğu el gitmiş, baktığı ayna kırılmış, çektiği kırmızı çiçekli perde yırtılmıştı. Gözlerini kapatıp açtı, belki her şey geri yerine gelir ümidi ile… Gözlerini tekrar açtığında her zaman yanı başında duran küçük not defterini, sayfaları açık bir halde yatağının diğer tarafında durduğunu fark etti. Uzanıp defteri alacakken ince, naif bir ses işitti arkasından. Dönüp sesin kime ait olduğuna bakmak istedi.
İşte tam o anda birden yataktan fırladı. Gördüğü rüyanın etkisiyle yatağının yanında duran şifonyerin üzerinden su dolu bardağı aldı ve bir yudum su içti. Kafasını bir sağa bir sola çevirerek ne olup bittiğini anlamaya çalıştı. Yataktan kalktı, kırılmış olarak gördüğü aynasının karşısına geçti. Kendisine baktı ve o anda içeri doğru esen hafif rüzgârla saçları uçuştu. Pencereye doğru yöneldi, kırmızı çiçekli perdesinin bir ucunu tuttu ve sanki saf ipek bir kumaşa dokunup, onu hissedermişçesine perdeyi elinde evirip çevirdi. Pencereyi kapatmak istedi, tan yerinin ağarmasıyla gelen o hafif esinti ona hep bir rahatsızlık verirdi. Elini pencerenin koluna uzattığında bahçede, sakız ağacının altında uçuşan kağıt parçalarını gördü. Sonra hatırladı… Dün akşam neler olduğunu, neler yaptığını hatırladı. Gözünden bir iki damla yaş akmaya başladı.
Ağacın altındaki kağıt parçaları esintiyle birlikte etrafa dağılıyordu. O sırada önünde bir parçasını gördü, birleşmiş iki el… Durdu. Fotoğraf parçasına baktı. Tutamadı gözyaşlarını… İçinde biriken damlalar, şimdi bir sel olup taşıyordu gözlerinden. Oysa dün o fotoğrafları parçalarken, birer parça da kendinden, kendi içinden bir şeyleri de atıyordu ortalığa. Unutacaktı böylece. En azından unutacağını düşünüyordu. Ama olmamıştı işte. Olamazdı. Bir gece de fotoğraflar yok edilse bile, duygular yok edilemezdi. Silinemezdi yaşanan zamanlar, unutulamazdı hatıralar…
Sonra arkasını döndü, kapattı pencereyi, çekti kırmızı çiçekli perdesini. Aldı eline her zaman yanında duran not defterini. Bir bir yırttı sayfaları, kimilerini yaktı, aynasını da kırdı. Arkasından gelen naif ses ‘Ağlama!’ derken bile, akıttı tüm gözyaşlarını…


12 Kasım 2016 Cumartesi

'Unutulanlar'ın Öyküsü - Korkuyu Beklerken | Kitap İncelemesi

Ben buradayım sevgili okuyucum! Sen neredesin acaba?
-Oğuz Atay

Bugün bir kitaptan bahsetmek istiyorum sizlere. Okuma Listem'de de vardı bu kitap biliyorsunuz. Oğuz Atay  - Korkuyu Beklerken. Geçen hafta bitirmiştim ama yazısını yazmaya fırsatım olmamıştı.

Korkuyu Beklerken Oğuz Atay'ın tek hikaye kitabı. Toplumda yer bulamamış insanların hikayelerini anlattığı bir kitap. Yalnızlık, umutsuzluk ve toplumdan uzaklaşma-yabancılaşma temaları üzerine işlenmiş sekiz hikayeden oluşmakta. Kitaba adını veren de içindeki Korkuyu Beklerken isimli öyküsü. Kitaptaki en uzun öykü Korkuyu Beklerken. 

Oğuz Atay bu eserinde yozlamış olan toplumda, belirli bir kalıba uymayan karakterleri -unutulanları- ele almış. Bu karakterlerle birlikte toplumu biraz abartılı ve ironik bir biçimde anlatmıştır. Biraz Kafka havası almıştım kitabı okurken. Kafka'da eleştirilerini sembolik bir biçimde, ironi kullanarak anlatıyor çünkü.

Yukarıda da dediğim gibi kitap sekiz hikayeden oluşuyor ve ben burada sizlere her hikayenin konusunu değil, sadece son hikayenin konusunu anlatmak istiyorum. İçlerinde beni en çok etkileyen sanırım bu oldu, o yüzden.

Demiryolu Hikayecileri - Bir Rüya: Bu hikayede karanlık bir tren istasyonunda yaşayan üç yazarın, tren yolcularına kendi kısa hikayelerini satmaya çabalamaları, bununla geçinmeleri kaleme alınmış. Tren yolcuları yiyecekleri, içecekleri hiç düşünmeden satın alıyorlarken, hikaye satıcılarının hikayelerini hiç umursamıyorlar, görmezden geliyorlar. Hikayeleri satın alanlar sadece yataklı yolcular -yani zengin kesim- tabii onların da okuyup okumadığı bilinmiyor. Bu hikayede Oğuz Atay yazarların eserlerinin okunmayışını ve yazarların yalnızlığını sembolist bir yaklaşımla kaleme almış. Hem kitabın hem de hikayenin son cümlesi de insanın içine dokunuyor zaten: "Ben buradayım sevgili okuyucum, sen neredesin acaba?"

Kitabı okuyanlar ya da okumayı düşünenler, yorumlarınızı bekliyorum. Bol okumalı, güzel günler...

10 Kasım 2016 Perşembe

Benim Zilim Kendi Dilim | Bi' Günlük

İnanılmaz yoğun ve stresli zamanlar yaşıyorum bu aralar. Sabah kalktım kütüphaneye gittim. İnanabiliyor musunuz, ben, kütüphaneye, gittim. Şimdi diyorsunuz ki ne var bunda? Arkadaşlar ben kütüphanede ders çalışmaktan nefret ederim. Aslında ben sessiz ortamlarda ders çalışmayı pek sevmem desem daha doğru olur. Ama bugün sessizliğe ihtiyacım vardı ve tüm tabularımı yıkıp gittim. Arada yapmak lazım böyle şeyler. Peki şimdi sorun bakalım bana, sevdim mi ortamı? Ah, tabii ki de hayır. Çünkü inanır mısınız yurttaki odam, kütüphanenin çalışma salonundan daha sessiz. Herkes sohbet ediyor, telefonla konuşup, gülüşüyordu. İstediğim sessiz ortam yoktu yani. Neyse bu konuyu fazla uzatmaya gerek yok. 
Kütüphaneden çıkıp derse geçeceğim sırada sınıftan –güzel gözlü- arkadaşımın ders sonrası bisiklet sürme teklifini aldım. Durur muyum? Asla, elbette hemen kabul ettim. Çünkü bisiklet sürmeyi çok severim. Dersten sonra çıktık, sahile geçtik. Mersin Büyükşehir Belediyesi’nin Kentbis sistemine kayıt olup, üye kartlarımızı aldık vee saati sadece 1 TL’ye belediyeden bisiklet kiralamak için sahildeki bisiklet durak noktasına yöneldik. Ama gittiğimizde ne görelim, bisiklet yok. Hem de hiç. Neyse dedik yürüyelim, bir sonraki duraktan alırız bisikletleri. Yürüdük… Ve biz şanslılar olarak o durakta da bisiklet bulamadık. Oturduk çaresizce Kentbis kullananların bisikletleri teslim etmelerini bekledik. Önümüzden geçen her bisikletliye yalvaran gözlerle baktık. Ama nafile… Kimse bırakmadı. Vazgeçmedik ve bir sonrakine kadar yürüyelim dedik. 
Sonra çok acıktığımızı farkettik. Bisikleti boşverelim yemek yiyelim dedik ama yapamadık. Çünkü bir sonraki durakta bir sürü bisiklet vardı. Hemen aldık, e saati de 1 TL iken rahat rahat takılalım dedik. Bisikletlerle yemeğe gittik. :D Mersin Domino’s Pizza Pozcu şubesinin hemen aşağısında Kombo Fast Food adlı bir mekanda “Papaya Tavuk” yedik. Meksikamsı acılıkları ve baharatları seviyorsanız öneririm. 
Sonra aldık başımızı akşam akşam indik sahile, aksiyonlarla… J Kalabalık sokaklardan geçtik, arabaların önüne atladık, insanlara zil çaldık. Ah, pardon. Arkadaşım zil çaldı, çünkü benim bisikletimin zili yoktu. "Benim zilim kendi dilim"di. :D Önüme gelenlere ‘Pardoon!’ diyerek hafiften bir bağırıyordum. J
Bugünün en sinir bozucu olayını da paylaşayım. Adım ve soyadımın yanlış söylenmesine ve yazılmasına karşı takıntım var benim ve böyle şeyler hep benim başıma gelir. Elinde kimliğim olmasına rağmen sevgili Kentbis kart görevlisi, Kentbis üye kartıma soyadımı PINAR yazmış. PINAR nedir ya?

İşte böyle arkadaşlar. Bu yoğunluğun ve zor günlerin içinde böyle bir şeyler yapmak gerçekten inanılmaz iyi geldi. Hayat bizi bir şeyler yapmaktan alıkoymaya çalışsa bile, öncelik sıranızı kısa bir süreliğine değiştirin ve bırakın işler biraz beklesin. Önce kendinizi mutlu edin, enerjinizi yerine getirin, sonra her şey yapılır. J


8 Kasım 2016 Salı

Küçük Bir Kitap Alışverişi

Kitaplar, bizi iliklerimize kadar büyüler, bizimle konuşur, öğüt verir, bize bir çeşit canlı ve uyumlu bir içtenlikle bağlıdırlar.
Francesco Petrarca

Merhabalar herkese. 
Uzun bir süredir almak istediğim birkaç kitap vardı. Sonunda okuyacağım kitaplar bitince hemen alayım dedim ve yeni kıymetlilerime bugün sabah kavuştum. Kitap alışverişimi ben kitapyurdu.com'dan yapıyorum. Gayet de memnunum. Aslında aldığım kitapların fiyatları 57 TL tutması gerekirken ben indirimleriyle birlikte dört kitabı 32 TL'ye aldım. Aldığımın kitaplarımı da sizlerle paylaşmak istedim. Aldığım her kitabın arka kapak yazısını sizlerle paylaşacağım. Okudukça da inceleme yazılarım gelecek elbette. :)
İçlerinde okuduğunuz ya da okumak istediğiniz kitaplar varsa, yorumlarınızı bekliyorum.
1- Murat Menteş - Ruhi Mücerret : Sevgili dostum Büşra'nın yüksek tavsiyeleri üzerine almak istediğim bir kitaptı. 
Dublörün Dilemması ve Korkma Ben Varımın yazarı Murat Menteşten doludizgin bir roman daha!

Sıkı tutunun!

İstiklal Harbinin son gazisi, 100 yaşındaki millî kahraman RUHİ MÜCERRET; bir dünya starına nasıl dönüşüyor?
Zaten ecelin menzilindeyken, esrarengiz psikopat MASUM CİCİyi haklayabilecek mi?
Mabet filozofu AVNİ VAVdan daha neler öğrenecek?
NAZLI HİLALe, 70 yaş farka rağmen nasıl açılacak?
Ve son nefesinde kelime-i şahadet getirebilecek mi?
Bir gözü mavi, diğeri kahverengi avare CİVAN KAZANOVA; elden düşme ruhunu, şeytana neden satıyor?
Depremde yitirdiği SERPİL SİLAHLIPERİyi unutmayıp da ne yapacak?
Marifetli afet FUJER FUJİden kaçarken neye yakalanacak?
Kan kanseri yeğeni OZANı hangi parayla tedavi ettirecek?
Alınyazısındaki boşlukları neyle dolduracak?
İntiharın eşiğinde tetikte beklerken, kimvurduya mı gidecek?
Ziyadesiyle kahkaha ve bir nebze gözyaşı içeren bu serüvende
trenler gemilere çarpıyor.
İstiklal Savaşı, 85 yıl sonra devam ediyor.
Şakaklar matkapla deliniyor.
Uçaklar düşüyor.
Kaybedenler şampiyon oluyor.
Ölüler diriliyor.
Serseri kurşunlar uçuşuyor.
Ve reklamlar, müşterileri ele geçiriyor!

"100 yaşından küçükseniz, bu romanı mutlaka okuyun!"
Emrah Serbes

2- A. Ali Ural - Posta Kutusundaki Mızıka: Bu kitabı takip ettiğim instagram hesaplarından bazılarında görmüştüm. Açıklama kısmında yazılan kitabın alıntıları beni çok cezbetmişti ve almak için can atmıştım diyebilirim. Not: Alır almaz bu kitabı okumaya başladım. Şimdiden sevdim. :)

 Sevgili Dost!

Bu sabah kuş sesleriyle uyandım. Ne güzel değil mi? Hayır, güzel değil! Açık penceremden ok gibi dalıp yastığıma saplanan karga sesleriydi.

Kuş sesleri dediğimde aklına asla karganın gelmediğini biliyorum. Bu, karganın da bir kuş türü olduğunu bilmeyişinden değil, karganın türünün en önemli özelliği olan güzel bir ötüşten mahrum oluşundan elbette. Yüzümü yıkarken acaba diyordum; acaba türümüzün en önemli özelliklerini taşıyor muyuz? Hareketlerimiz ve sözlerimiz nerelere saplanıyor? Acaba 'insan' denince hatırlanıyor muyuz?

3- A. G. Roemmers - Genç Prens'in Dönüşü: Bu kitabı bir dergide görmüştüm. Bizim Küçük Prens'în büyümüş halini anlatıyormuş. Küçük Prens'i çok seven biri olarak, bir de Küçük Prens'imizin büyük halini göreyim dedim. :)

 "O büyüseydi ne olurdu? Bir gence dönüşseydi? Yine masumiyetini koruyabilir miydi? Günümüz dünyasının yiten değerlerine, savaşlara, yaşanan acılara ve hastalıklara nasıl cevap verirdi? İşte A.G. Roemmers aklında bu sorularla kendini dokuz gün dokuz gece bir odaya kapatarak, 'ruhunun derinliklerinden' çıkacak bir hikâye yazmaya koyuldu. Sonuç Genç Prens'in Dönüşü oldu."
El Pais

"Kafası karışmış bir dünyada yaşıyoruz; kim olduğumuzu, nerede olduğumuzu, nereye gittiğimizi bile bilmiyoruz artık. […] İşte bu yüzden kaybedilen değerleri yerine koymanın ve küçük şeylere yeniden önem vermeye geri dönmenin zamanı geldi."
A.G. Roemmers
El Mundo röportajı


Genç Prens'in Dönüşü, yayımlanışından bugüne yediden yetmişe her yaştan okurun kalbine dokunmayı başarmış bir kahramanın, çocukluğumuzun Prensi'nin Dünya'ya dönüşünün hikâyesi...

Patagonya'nın çorak topraklarında yalnız başına arabasıyla seyahat eden bir adam, yolda yardıma ihtiyacı olan bir gençle karşılaşır. Adam, genci arabasına alır ve birlikte seyahat etmeye başlarlar. Birbirinden çok farklı hayatlara ve karakterlere sahip iki kahramanımız, yol boyunca hayat ve insanlık üzerine derinlikli sohbetler gerçekleştirir, hikâyelerini paylaşırlar. Kahramanlar için bir manevi yolculuğa dönüşen bu seyahatte paylaştıkları kalp kırıkları, mutlulukları, inançları, çocukluktan olgunluğa attıkları adımlar, vicdani sorgulamaları, coşkuları; okuyan herkese yeni kapılar açacak öğütler taşıyor.

Uluslararası bestseller Genç Prens'in Dönüşü, modern zamanlarda yitirdiklerimize vurgu yapan, sevginin gücüne ve mucizelere inancımızı tazeleyen bir kitap: Herkes içindeki Prens'i keşfedebilsin, kalbini hayata açabilsin diye...

4- Jose Saramago - Bilinmeyen Adanın Öyküsü: Bu kitabı da bir nevi Büşra'nın tavsiyesi üzerine aldım. Aslında bu yazarın başka bir kitabını alacaktım ama bunu aldım. Neden bilmiyorum. :)
"Bir adam kralın kapısını çalmış ve ona demiş ki, Bana bir tekne ver."

Bilinmeyen adaların kalmadığına inanılan bir dönemde bilinmeyen ada arama cesaretine sahip bir adamla böyle bir cesareti görüp hayatını değiştirebileceğine inanan bir kadının büyük usta Saramago'nun eşsiz anlatısında edebiyat tarihine geçen yolculukları böyle başlar. Emrah İmre'nin Portekizceden çevirisi ve Birol Bayram'ın desenleriyle okurun minör başyapıtlarından olacaktır Bilinmeyen Adanın Öyküsü.

"(...) ben bilinmeyen adayı bulmak istiyorum, o adaya ayak bastığımda kim olduğumu öğrenmek istiyorum, Bilmiyor musun ki, Kendinden dışarı çıkıp kendine bakmadıkça kim olduğunu asla bilemezsin, (...)"

"Saramago görünüşte sade bir öyküyü basit bir dille ve masum karakterlerle aktarıyor; okurlar, hayalperestler ve âşıklar psikolojik, romantik ve toplumsal altmetinleri fark edecektir." 
-Publishers Weekly-

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr

5 Kasım 2016 Cumartesi

Ruhumuzun Beslenme Zamanı | Müzik Önerileri 🎵

Müzik, ruhu kelimelerden daha etkili binlerce şeyle doldurur…. 
-MENDELSSOHN


Herkese kocaman merhabalar... Yoğun geçen günlerde, zor geçirilen zamanlarda, bir nebze de olsa, ruhunu dinlendirmek ister insan. Bu yüzdendir ki bugün sizlere böyle içimizi ısıtacak, ruhumuza hitap edecek birkaç şarkı önermek istiyorum. 
Dinlerken bırakın müzik sizi içine çeksin, tüm dertleriniz ritmle yol bulsun, bırakın müzik ruhunuzu beslesin, kalbinizdeki güzellikleri ortaya çıkarsın ve aşkınızı bestelesin...
 Ne demişler "Müzik, ruhun gıdasıdır." Öyleyse şimdi ruhumuzun beslenme zamanı...

1. Bakkala Diye Çıkıp Sana Gelesim Var - İkiye On Kala: Ne de güzel bir ismi var değil mi? Bakkala diye çıkıp sana gelesim var, hemen bugün olmazsa yarın seni acilen göresim var...

2. İyi ve Güzel Kadınlar Hep Ağlar -İkiye On Kala: Gerçekten de her zaman iyi insanlar ağlatılmaz mı?


3. Sensizliğin Acısı Dudaklarımda - Eski Bando: Hatıralar nereye gitsek etrafımızda değil mi? Düşerek tutunmaz mıyız hayata?


4.Yan Kalbim - Ezginin Günlüğü: Yan kalbim yan, kaçamazsın sevdadan...

Dinledikten sonra yorumlarınızı beklerim.
Ayrıca yazmamı istediğiniz bir konu varsa yorum olarak bırakabilirsiniz. Düşünceleriniz ve önerileriniz benim için önemli. :)

Ruhunuza iyi beslenmeler... Görüşmek üzere...

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr