30 Eylül 2016 Cuma

Dava - Kafka | Bir Kitap İncelemesi

"Beklenmedik şeylere bağışıklık kazanmış sayılırım, bugün olanları artık felaket olarak algılamıyorum."
-Josef K. (Dava-F. Kafka)

Selam arkadaşlar. Bugün günlerden cuma ve kitap inceleme/önerme günümüz. Ve bugün ki konuğumuz Franz Kafka'dan Dava.
Elbette hepiniz bu eseri duymuşsunuzdur. Kafka'nın en bilinen eserlerinden biri. 
Öncelikle kısaca Franz Kafka'nın kim olduğundan bahsedelim. 
1883'te Çek Cumhuriyetinde doğmuş olan yazar, Çek olmasına rağmen eserlerini Almanca yazar ve kendi ülkesinde ana dilini konuşamaz. Ailesinin sanattan nefret etmesine rağmen kendisi bir sanatçı olmak için çabalar. Yazılarını topluma iletmekte sorunlar yaşar ve deneyimlediği bu diyalektik yaşamla birlikte, yazılarını topluma ulaştıramamış olmak Kafka'yı mutsuz, içine kapanık ve karamsar biri haline getirir.

Kafka'nın bu karamsarlığını, mutsuzluğunu eserlerinde de görebilmemiz mümkün. Eğer Dönüşüm'ü okuduysanız, Gregor Samsa hayatından çok da memnun olmayan ve bir böceğe dönüştükten sonra ölüme terkedilen bir karakterdir. 
Aynı şekilde Dava adlı bu eserinde ise Josef K. umursamaz, hayata karşı karamsar tavırlar sergileyen bir banka çalışanıdır. Kafka bu romanında kapitalizmi ve kapitalist hukuk sistemini eleştirir. Bir sabah uyandığında tutuklandığını öğrenir Josef K. ve neden tutuklanıdığı söylenmez. Kapitalist sisteme yenik düşen insanlar da zamanla sakinleşir ve duyarsızlaşırlar. İlk tutuklandığını öğrendiği zamanlarda neden tutuklandığını araştırmak ister Josef K. fakat daha sonra bunun anlamsız bir çaba olduğuna karar verir ve davasından nasıl kurtulabileceğine dair başkalarından yardım almak ister. Dava K.ya çok anlamsız gelmeye başlar, dava sürecinde yaşadıkları, davadan önce yaşadıklarından çok farklı değildir ama bunu K.dan başkası hissetmez, anlamaz. 
İşte Dava romanının olayları da bu şekilde ilerler. İlk okumaya başladığımda, hiçbir şey bilmeden tutuklanan Josef K.nın aslında bir iftiraya kurban gittiğini düşündüm ve ilk başlarda romana çok ısınamadım. Bir süre sonra başkalarıyla yaptığı görüşmeler neticesinde davanın nereye kadar devam edeceğini ve sonucunu merak etmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim ki sonunu öğrendiğimde de şaşırdım. Kitabın sonuna dair ufak bir fikrim, bir düşüncem var fakat bunu söylemem kitabın sonunu da söylemem anlamına gelir. O yüzden kitabı okuyanlarınız ve bu konu hakkında konuşmak isteyenleriniz olursa benimle iletişime geçebilirler.

Kafka'nın Dava adlı eseri için konuşulacak çok şey var fakat daha fazla yazıp sizi sıkmaya da gerek yok. Okumanızı tavsiye eder, okuyanlardan da yorum beklerim. :)

Not: Daha önce Kafka'nın Milena'ya Mektuplar eseri hakkında da bir yazı yazmıştım. Okumak isteyenleriniz için linkini buraya bırakıyorum. 
İyi Okumalar... :)

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr
twitter: nrmnpnr

26 Eylül 2016 Pazartesi

Midnight in Paris (Paris'te Gece Yarısı) - Film İncelemesi


Gil: Romanımı okumanı ve senden fikrini duymayı isterim.

Ernest Hemingway: Hiç beğenmedim.
Gil: Daha okumadın bile.
Ernest Hemingway: Kötüyse beğenmeyeceğim. İyiyse kıskanacağım ve daha çok nefret edeceğim. Başka bir yazarın fikrini duymak istemezsin.


Selam arkadaşlar. Bugün sizlerle film öneri günümüz. :) Son zamanlarda izlediğim muhteşem bir filmden bahsetmek istiyorum sizlere. 

MIDNIGHT IN PARIS (Paris'te Gece Yarısı)

Woody Allen tarafından yönetilen filmin türü Romantik-Komedi. 2011'de yayınlanan bu film bence tüm edebiyat-sanat severlerin mutlaka izlemesi gereken bir türde. 

Yönetmen Woody Allen geçmişe, nostaljiye bağlı biridir. Filmin başrolü olan Gil (Owen Wilson) ise filmde bir nevi Woody Allen'ı canlandırmıştır. Eğer Woody Allen'a dair birkaç şey biliyorsanız, filmi izlerken ana karakterimizin ona çok benzediğini farkedersiniz. 

Burada kalkıp size filmi anlatmak istemiyorum. Çok detay içeren bir film olduğunu söylemeliyim. Biraz konusundan bahsedecek olursak, Ana karakterimiz Gil birçok açıdan kendisinden farklı olan Inez adlı biriyle nişanlıdır. Gil yazar olmak ister ve bir kitap yazmaktadır. Nişanlısından yazdığı kitaba dair bir onay ve destek bekler ama Inez bu konularla pek alakalı değildir. Bir gün Paris'e gelirler ve Gil Paris'in tam olarak hayallerinin şehri olduğunu fark eder. Elbette Gil PAris'te yaşamak ister fakat Inez Amerika'da yaşamak istemektedir.
Gil bir gece yarısı Paris sokaklarında dolaşırken bir araba gelir ve onu alır. Ve Gil'in hikayesi böylece başlar. Her gün aynı saatte, aynı yerde bir araba gelir ve Gil'i 1920lerin Paris'ine götürür. 
O dönemlere giden Gil birçok hayranı olduğu kişiyle tanışır ve onların bohem hayatlarına şahit olur. 

Şimdi Gil'in tanıştığı kişileri saymak ve bazıları hakkında kısa kısa bilgiler vermek istiyorum. Ama şunu da söylemeliyim ki filmi ilk izlediğimde belli başlı kişileri elbette tanıyordum ama bilmediğim kişilerin olduğunu da gördüm ve hepsi hakkında ufak ufak araştırmalar yaptım. :)
-Ernest Hemingway (Realist yazar)
-Gertrud Stein (Amerikalı modern edebiyatçı)
-Pablo Picasso (İspanyol ressam ve heykeltıraş)
-Adriana (Picasso'nun sevgilisi ve modaya ilgili bir kadın. Adriana tıpkı Gil gibi kendi yaşadığı zamanın kadını olmadığına inanmakta ve nostaljiyi çok sevmektedir. O da Belle Epoque döneminde yaşamayı istemektedir.)
-Juan Belmonte (İspanyol matador, Hemingway'in yakın dostu)
-Zelda-Scott Fitzgerald  (Yazar) (Filmde Scott Fitzgerald'ın eşi olan Zelda Fitzgerald'ın nevrotik kişiliğine de değinilip, sosyal ilişkilerini nasıl etkilediği de gösterilmiştir.)
-Luis Bunuel
-Man Ray
-Salvador Dali (Adrien Brody tarafından canlandırılıyor. Açıkçası filmde bir anda Adrien Brody'i görünce 'Aaaa!' diye tepki vermekten kendimi alıkoyamadım. :))
-T.S. Eliot (İngiliz Şair)
-Belle Epoque döneminden Henri de Toulouse-Lautrec (Ressam), Paul Gauguin (Van Gogh'un tek dostu, Edgar Degas (Ressam)
 Belle Epoque dönemindekilerle tanışmaları Moulin Rouge adlı bir mekanda gerçekleşir. Burada Edgar Degas her dönemin yaşadığı dönemden tatminsiz ve umutsuz olduğunu ve bir önceki döneme hayranlık duyulduğunu ifade eder. Kendisi Rönesans döneminde yaşamayı istemektedir ve kendi dönemindeki gençlerin de hayal kurmaktan yoksun olduklarından yakınmaktadır. Filmin ana noktası da burada ortaya çıkmaktadır. 'Geçmiş özlemini ve nostalji sevgini daima içinde tut ama yaşadığın dönemden zevk almaya bak.'

Son olarak filmin afişinde Vincent Van Gogh'un 1889'da yaptığı Starry Night adlı tablosundan bir parça görüyoruz.

Dediğim gibi eğer bir sanatseverseniz mutlaka ama mutlaka bu filmi izlemelisiniz. Kültürel ve sanatsal anlamda size birçok şey katabilecek bir film. Mesela 2016 KPSS'de Düşünen Adam heykelinin kime ait olduğu sorulmuştu. Eğer bu filmi izlemiş olsaydınız bu sorunun cevabını çok net bir şekilde bilebilirdiniz. :)

Filmi izleyenleriniz varsa fikirlerinizi paylaşmanızı önemle rica ediyor, izlemeyenlere de en kısa sürede izlemelerini tavsiye edip onların da yorumlarını bekliyorum.
Görüşmek üzere...

25 Eylül 2016 Pazar

Okuma Listem 📚

Okumayı sevmek, hayattaki can sıkıcı saatleri, güzel saatlerle değiştirmektir.
Charles de Montesquieu

Merhaba arkadaşlar. Artık Mersindeyim. Okulum başladı ve bu hafta da derslerim başlıyor. Artık yeni bir döneme, yeni bir hayata ve daha bir sürü yeniliğe adım atma zamanı. İlk adımı yeni kitaplarla atıyorum. Hafta sonu Adana'ya gittim. Yakın arkadaşımın onlarca kitabı arasından benim için ayırdığı kitapları aldım. Bu kitapları zamanı geldikçe sırasıyla okuyacağım. Sizinle de okuma listemi paylaşmak istedim. Her kitabı okuduktan sonra yorumlarımı da geciktirmeden yazmayı planlıyorum. 
Bu kitaplar arasından okuduğunuz varsa ve benimle paylaşabileceğiniz yorumlarınız varsa beklerim. :)
  • Bozkurtların Ölümü - H.N. ATSIZ
  • Bozkurtlar Diriliyor - H.N. ATSIZ
  • Sokratesin Savunması - Platon
  • Taş Meclisi - J. C. Grange
  • Korkuyu Beklerken - Oğuz Atay
  • İki Şehrin Hikayesi - Charles Dickens
Not: Şu anda Dava - Franz Kafka okuyorum.




instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr
twitter: nrmnpnr

19 Eylül 2016 Pazartesi

📚🎶 Her Bir Telden 🎞☕

Ağır ağır ölür, yolculuğa çıkmayanlar, okumayanlar, müzik dinlemeyenler, gönlünde incelik barındırmayanlar.
Pablo Neruda

Mersin'den selamlar. Geçmiş bayramınız kutlu olsun. :) Bayram telaşı, Mersin'e dönmek için valiz hazırlama falan derken yine bir şeyler yazmaya pek vakit bulamadım. Dün Mersin'e döndüm ve yurduma yerleştim. Artık sizlerle daha sık görüşeceğiz, en azından öyle umuyorum.

Bugün biraz karışık bir liste sunmak istiyorum sizlere. Yayın başlığında da dediğim gibi her telden bir şeyler olacak. Sevdiğim bir film, çok ama çok beğendiğim bir kitap, hoş bir şarkı ve sık sık uğradığım bir mekan hakkında yazacağım bugün.


FİLM: If I Stay ( Eğer Yaşarsam)

2014'te vizyona giren filmin yönetmenliğini R.J. Cutler üstleniyor. Konusu:
 Başarılı bir müzisyen olma hayalleri kuran Mia Hall, müzikal kariyerine Juilliard Konservatuarı’nda devam etmek ile hayatının aşkı Adam’ın yanında olmak arasında bir karar vermek zorunda kalır. Fakat tam bu karar aşamasındayken ailesinde yaşanan önemli bir olay Mia’nın tüm dengelerini alt üst edecektir. Şimdi vereceği karara hayat ve ölüm arasındaki çizgiyi belirleyecek ve sadece geleceğini değil tüm kaderini etkileyecektir. (*)
(*)Beyazperde

Film hayattaki ikilemleri, seçenekler arasında hangi yoldan gideceğini bilmemeyi çok güzel anlatıyor. Bir nevi Arafta kalma olayını gözler önüne seriyor ve bunu yaparken de karakterlerini arada kalmanın ne kadar zor olduğunu öğretircesine sıkıştırıyor.



KİTAP: Dünyanın İlk Günü - Beyazıt AKMAN

Genç akademisyen Beyazıt AKMAN'ın bu kitabı yazması beş yılını almış. Okurken sizi öyle içine çekiyor ki, kitap okumuyorsunuz da sanki çok heyecanlı bir film izliyormuşçasına yaşıyorsunuz olayları. Bütün dünyanın kaderini değiştiren genç sultan Fatih'in fethini, aşkının peşinde koşan bir yeniçeriyi ve kimliğini arayan İtalyan bir seyyahın maceralarını anlatıyor Dünyanın İlk Günü.



MEKAN: TCHİBO

Daha öncede sizlere söylemiştim kahveyi çok sevdiğimi. Tchibo'da kahvesini çok sevdiğim mekanların başında geliyor. Dışarıdan bakınca "İnsanlar orada bir şeyler alırken, ben orada oturup kahve mi içeceğim ya!" diyebiliyorsunuz ki ben de böyle düşünürdüm önceleri. Daha sonra Tchibo'ya girdim ve o muhteşem kahve kokusu arasında kahvesini tattım ve gerçekten çok beğendim. En sık içtiğim kahvesi kesinlikle Filtre Kahve. Guatemala Grande kullanıyorlar kendi yaptıkları filtre kahvede. Ben daha hafif içimli olması için kendine Brazil Mild alıyorum. Kahvenizi istediğiniz kadar alıp, taze taze orada çektirebiliyorsunuz. Mersin'deki yerini çok beğenmesem de Adana'daki şubelerini çok seviyorum. Yolunuz düşerse bir uğrayın derim bu küçük kahve kokulu mekana. :)
Ayrıca yaza özel olarak yaptıkları Frozen'larda güzel. :)





MÜZİK: Take That -  Rule the World



10 Eylül 2016 Cumartesi

ARROW 🎦 - Bir Dizi Önerisi

Herkese merhabalar. Yine bir haftadır yoktum buralarda. Bi ev yenileme/taşıma işimiz vardı. Onunla uğraşmaktan bilgisayarı elime almaya, kitap okumaya, yazı yazmaya hiç fırsatım olmadı. İşlerim artık bitmişken hemen sizlerle bir şeyler paylaşayım dedim.
Bu bir haftalık süre içinde kendime ayırabildiğim vakitlerde sadece dizi izledim. O da yatmadan önce. :) Sizlere bu izlediğim diziden bahsetmek istiyorum biraz.
Eğer yabancı dizilere ilginiz varsa yazının devamını okumanızı öneririm. :)

Dizinin adı ARROW. Bir süper kahraman dizisi. Aslında ben bu tarz dizi ya da filmleri çok sevmezdim. Arrow'u bana abim önermişti bundan bir yıl önce ama ben onu dinleyip başlamamıştım diziye. Yaklaşık iki hafta önce başladım izlemeye ve şu an ikinci sezondayım. En son 4. sezonda kaldı. 5. sezonun 8 Ekim'de başlayacağına dair söylentiler var. :)
Arrow aslında bir DC Comics karakteri. Konusu: Oliver Queen bir milyarderdir ve babasıyla çıktığı bir deniz yolculuğunda korkunç bir kazaya uğrar. Beş yıl boyunca bulunamaz ve öldüğü zannedilir. Bu süre içinde Oliver Büyük Okyanus'un ortasında tropik bir adada kalmıştır. Beş yılın sonunda Oliver Starling City'e, evine geri döner. Annesi Moira, kız kardeşi Thea ve en yakın arkadaşı Tommy, Oliver'un son beş sene içinde yaşadığı şeyler yüzünden çok değiştiğini farkederler.
Oliver gerçekten değişmiş ve hayatında yeni bir sayfa açmıştır. Oliver suçlularla mücadele etmek ve şehrin eski ününe kavuşmasını sağlamak için gizli Arrow kişiliğini yaratır.
Ancak Arrow'un yetkisi olmadan düzeni korumaya çalışırken kullandığı yöntemler bazılarının canını sıkmaktadır. Oliver'ın eski kız arkadaşı Laurel'in babası olan Dedektif Quentin Lance'in en büyük isteği Arrow'u yakalamaktır.
Ve Oliver'ın annesi Moira, oğlunun geçirdiği deniz kazasıyla ilgili çok daha fazla şey biliyordur.

Arrow'un konusu bu. Dediğim gibi bir süper kahraman dizisi ama bu süper kahraman ilk oklu süper kahraman. :) Dizide flashbackler çok yerli yerinde kullanılıyor ve gerçekten sizi içine doğru çeken bir akışı var. Harika bir dizi olduğunu söylemeden de edemeyeceğim.
Ayrıca Arrow'a spin-off olarak yayınlanan bir dizi var ki adı The Flash. İkinci sezondan itibaren The Flash'e göndermeler başlıyor. Bu göndermeye denk geldiğinizde The Flash'i de izlemeye başlarsanız birbiriyle ne kadar bağlantılı olduğunu görürsünüz. Hem bizim yakışıklı Oliver arada The Flash'te de karşımıza çıkıyor. :)

Kısacası izlemenizi tavsiye eder, yorumlarınızı beklerim.

2 Eylül 2016 Cuma

"Sabah Uykum" -Ahmet Batman / Kitap İnceleme

Sizinle aynı yola çıkıp sizi yolda bırakanları tekrar yolunuza katmayın.
Ahmet Batman - Sabah Uykum

Merhaba arkadaşlar. Bugün ki kitap konuğumuz Ahmet Batman'dan Sabah Uykum. 
Bu kitabı okuyalı çok oldu. Okuduğum zamanlarda çok meşhur bir kitaptı ve çok merak edip alıp okumuştum. Kitabın tek bir konusu yok. Birden fazla tema üzerine bir çok yazının bir araya gelmesiyle oluşan bir kitap. İçerisinde aşk, hayal kırıklığı, sevgi, ayrılık, sitem gibi konular var. 
Okuduğunuz kitabın size bir şeyler katmasını istiyorsanız, bu kitabı sevmeme olasılığınız çok yüksek. Çünkü gerçekten size çok fazla bir şey katacak bir kitap değil. Aşka  ve hayata dair bir el kitabı gibi bir şey sadece. En azından bana öyle geldi. Ama eğer içinde güzel, böyle Facebook'ta, Twitter'da falan paylaşmalık sözler barındıran bir kitap istiyorsanız da tam size göre. :) 
Kitaba dair daha fazla söyleyecek bir şey bulamıyorum. Eğer okuduysanız sizin de yorumlarınızı beklerim. 
Not: Madem içinde 'insanı etkileyen sözler' var, birkaç tanesini paylaşayım o zaman sizinle. :)

  • Sen bırakırsan düşmem. Ben istersem düşerim. Kimse kimsenin eline muhtaç değil fazlasıyla yetiyoruz kendimize... Yaşamak için yaptığımız fedakarlıklarla aslında yaşadıklarımızdan çalıyoruz. Herkesin ulaşmak istediği şeyler var ve bunlar bitmez. Ölene kadar bitmez. Dünyayı da kurtaramazsın zaten gücün yetmez. Belki de bulman gereken tek şey her geçen an daha çok yabancılaştığın kendinsin.
  • Ne bütün zorluklar seni buldu, ne mutluluklar başkalarının oldu. Sadece her şeyin bir zamanı var.
  • Bazen aptal yaşayın, mutluluk verir...
  • Bazen birileriyle bir yola çıkacaksın. Yolculuğun ne üzerine olduğu önemli değil. Her yolculuk içinde bir parçada olsa güven barındırır ve kimse güvenmediği biriyle yolculuğa çıkmaz.
  • Ben anlam veremiyorum yani neden bittiğine değil madem bitecekti neden bu kadar hevesli başladık? Ben ikimizdeki bu hevese anlam veremiyorum. Ne oldu bize bilmiyorum ama iyi şeyler olmadığını çok iyi biliyorum. Ya çok yanlış zamanda karşılaştık ya da hiç karşılaşmaması gereken iki insandık. Biz neydik bilmiyorum. Sevgili desem değil, aşık desem değil bildiğin rastlantıydık işte ondan öte gidemedik.

instagram: nrmnpnr
snapchat: nrmnpnr
twitter: nrmnpnr