26 Mart 2017 Pazar

📚🎶 Her Bir Telden 6 🎞☕

Ne derler bilirsin; bütün mümkün olanlar sıralanıp bir kenara bırakıldıktan sonra, geriye ne kalır? İmkansız olan.
-Taş Meclisi


Merhabalar herkese. Yoğun zamanlarımın bitmesine sayılı günler varken, bu ay Her Bir Telden serisinin 6.sını yazmadığımı farkettim. Sonuç olarak bugün yine size bir kitap, bir film, bir müzik ve bir de aktivite önereceğim.

Kitap: Jean-Christophe Grange: Taş Meclisi. Bu kitabı okuduğumu Bir Aylık Okunanlar Listesi yazımda yazmıştım. Bugün de ufak bir şekilde kitaptan bahsetmek istedim. Parapsikoloji seven ve gerçekten psişik enerjinin gücüne, varlığına inanan bir insan olarak Taş Meclisi beni inanılmaz etkiledi. Normalde Gerilim-Polisiye okumayan biri olmama rağmen bu kitap gerçekten harikaydı. Olayların akışı, sonucu, her şeyi beni şaşırttı. Okumayanlar için mutlaka öneriyorum, özellikle de parapsikolojiye ilgi duyanlara!


Film: Bana Masal Anlatma - Burak Aksak'ın yazıp yönettiği bir komedi filmi olan bu filmi beğendim evet. Bazı şeyler abartı ve saçmaydı ama genel olarak güldüğüm, eğlendiğim bir film oldu. Filmi asıl izlememe sebep olan Burak Aksak'ın senaristliğini yapmış olmasıydı. Siz de biliyorsunuzdur ki Burak Aksak; Leyla ile Mecnun ve Ben de Özledim gibi başarılı ve kaliteli dizilerin senaristi.
Şarkı: The Chainsmokers & Coldplay - Something Just Like This: Bence çok minnoş bir şarkı. :)




Aktivite: Bisiklet Sürmek: Evet bahar geldi, havalar ısındı, çiçekler açtı. Özellikle bir sahil şehrinde yaşayanlar için Mavi ile Yeşil'in bir arada en çok yakıştığı mevsime geldik. E bu havada en güzel ne yapılır? Tabii ki de bisiklet sürülür. Bisiklet sürmek gerçekten çok rahatlatıcı, sakinleştirici bir etkinlik. Özellikle de böyle havalarda!
Hollanda - Zaanse Schans

18 Mart 2017 Cumartesi

Çanakkale Mahşeri | İnceleme


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker! 
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer. 
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd'i... 
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi. 
Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın? 
"Gömelim gel seni târîhe" desem, sığmazsın. 

-Mehmet Akif Ersoy

Merhaba arkadaşlar. Bugün önemli bir gün, bugün 18 Mart. Çanakkale'nin geçilmezliğinin kanıtlandığı tarih. Çanakkale Zaferimizin 102. yıl dönümü.
Mehmet Akif Ersoy'un Çanakkale Şehitlerine isimli şiiriyle başlamak istedim bugün. Ruhumu saran, tüylerimi her dizesinde ürperten şiir ile...
Şehitlerimizi yad etmek için, ruhlarını şad etmek için yazıyorum bugün ki yazımı.
Konuğumuz Mehmed Niyazi'den Çanakkale Mahşeri. Blogu açtığımdan beri en çok yazısını yazmak istediğim kitaptı Çanakkale Mahşeri. Ama 18 Mart'a özel yazmak için bekledim hep. Şimdi ise vakti geldi.
Tarih sever bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine okumuştum ve kısa bir süre içinde bitirmiştim. 535 sayfalık bu kitabı, 100. sayfalarından sonra yemeden, içmeden, oturup sadece okumak istemiştim. Adından da anlaşılacağı üzere kitap Çanakkale Savaşı'nı anlatıyor. Tarihi gerçekliklerin çok olmasının yanı sıra, içinde kurgu olan karakterler de var. Çanakkale'ye dair duyduğumuz birçok olay da kitapta yer alıyor (Seyit Onbaşı, konserve kutuları vs.)
Mehmed Niyazi'nin üslubunu çok beğeniyorum. İlk okuduğum kitabı zaten Çanakkale Mahşeri idi ve gerçekten yazar, yazdıklarını yaşatıyor okurken.
Hayatımda okurken elimden bırakıp, ağlayıp, sonra tekrar devam ettiğim ilk kitap Çanakkale Mahşeri. Çanakkale'ye dair okuduğum en iyi kitap. Kahraman askerlerimizin mücadeleci ruhunu öyle devasa bir ruhaniyet içinde anlatmış ki yazar, gerçekten tarif bile edemiyorum. İlerde kütüphanemde bulunmasını istediğim kitapların başında geliyor. İyi ki okumuşum diyorum. Arkadaşıma da buradan tekrar teşekkür ediyorum, böyle bir kitabı bana önerdiği için. Şimdi ben de sizlere mutlaka okuyun diyorum. Okuyun ki kahraman askerimiz ne zorluklar altında bu zaferi elde etmiş görün! Okuyun ki daha çok anlayalım değerlerini! Bilelim bu vatanın öyle kolay elde edilmediğini...

Tanıtım Bülteninden:
Türk milleti, beş kıtanın Çanakkale Boğazı'nın iki yakasına sıkışan kaderini yorgun omuzlarından beklenmeyen bir metanetle taşıdı. Dünya tarihinin en zorlu çarpışmaları, en kanlı boğuşmaları yaşandı. Müttefikler Osmanlı'nın "boğazına yapışarak savaşı bir an önce bitiremeyeceklerini anladılar. Birinci Cihan Harbi'ne kadar girdiği topraklardan çıkarılması mümkün olmayan Rus devleti, kâğıttan bir kaplan, mukavvadan bir dev haline geldi. Üzerinde güneş batmayan imparatorluğun ışıkları Çanakkale'nin boz kayaları tarafından emildi. "Çanakkale Mahşeri, Çanakkale romanlarının atası ve Çanakkale davasının günümüzdeki banisidir.

“Evet, insan ruhunu yenmek mümkün olmuyor. Dünyada hiçbir ordu bu kadar sürekli ayakta kalamaz. Sadece, bugün 1800 şarapnel attık. Aylardan beri gece gündüz savaş gemilerimiz mevzilerini bombalıyor. Son derece hırpalanmış Türkleri koruyan "Cenab-ı Allah’larından" ayırmak için başka ne yapılabilir!...”

Müttefik Orduları Başkomutanı General Jean Hamilton


Kitaptan birkaç alıntıyı da buraya koyuyorum. Düşüncelerinizi bekliyorum.

-Queen Elizabeth'deki Hamilton, De Robeck ve Kurmay Heyeti son derece telaşlıydılar. Bu kadar şiddetli bombardıman nasıl dayanıyorlardı.? Her hallerinden ilkel silahlar kullandıkları belli olan Türkler bu direnme gücünü nereden alıyorlardı? Dirençlerini kırmak için başka yapabilirlerdi?

-Sedyeye yatırılmış Tavaslı Memiş'in her tarafı kana bulanmış, sol kolunu direkten aşağısı da kopmuştu. Göğsüne yatırdığı tüfeği sağ eliyle sımsıkı tutuyordu. Mahmut Sabri ile göz göze gelince:
    -Cephanemi yanımdaki Tekirdağlı Sadık'a verdim dedi. Tüfeğimi kime teslim edeyim kumandanım?
Yüreğinden vurulmuşcasına sarsılan Mahmut Sabri uzanıp, tüfeğini aldı.
    -Gazan mübarek olsun evladım.

-İçinde bulunduğumuz savaş, sıradan bir savaş değil. Çekileceğimiz yer kalmadı. Kaderimizin saati çalmıştır; ya yok olacağız, yahut da şerefimizle yaşayacağız. Müttefikler, en güçlü, en modern silahlarıyla saldırıyorlar! Onlara ancak canımızla karşı koyacağız!...

Bu vatan için toprağa düşen tüm Şehitlerimizi Rahmetle anıyoruz! Ruhları şad olsun!

15 Mart 2017 Çarşamba

Durum Güncellemesi


Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız. 
F. Kafka


Merhabalar herkese. Yazamıyorum yine birkaç gündür ve bir süre daha doğru düzgün yazamayacağım muhtemelen. 18 gün sonra YDS'ye gireceğim için ona çalışmaya çalışıyorum. Ayrıca iki hafta sonra vizelerim başlıyor. Bir de iki hafta sonra teslim etmem gereken raporlar olunca, bilgisayarı elime alıp bloga yazı yazmaya çok vakit bulamıyorum.
Bu aralar doğru düzgün ne kitap okuyabiliyorum, ne de film izleyebiliyorum. Fırsat buldukça dergilerimden okumaya çalışıyorum. Kafkaokur'un Mart-Nisan sayısını aldım. Çok beğendim bu sayıyı. Tasarımda biraz değişiklik yapılmış. :)
Şu anda Nazan Bekiroğlu'nun Nar Ağacı isimli kitabı okuyorum. Bitirmek üzerim. Yakında yazısı sizlerle olacak inşallah. :)
İzlediğim son film Mucize. :) Ama izleyeceklerim listesinin başında şu an LA LA LAND ve LION var. En kısa zamanda izlemek için çaba sarfediyorum bakalım. :)

Bu fotoğrafı da beş dakika önce çektim. Kitabım beni bekliyor şu anda. :D

Bir de aklıma gelmişken bu aralar en çok dinlediğim şarkıları da şuraya bırakayım. Belki işinize yarar. :)
-Kalben - Haydi Söyle


-Yann Tiersen - Pas si Simple (Çok dinlendirici bir müzik!)

Bu aralar buralarda çok olamacağımı bildirmek istedim sizlere. Buraya doya doya yazmayı da çok özlüyorum (itiraf edeyim)!

Görüşmek üzere!

11 Mart 2017 Cumartesi

Annesi'nin Prenses'i ile Harika Röportaj | Etkinlik

Herkese yine yağmurlu bir Mersin'den merhabalar. Dün yayınlayacağım dediğim ama yine yayınlayamadığım bir etkinlik yazısı ile karşınızdayım bugün. Çok çok çok sevgili, çok çok çok samimi, en bir güzel, en muhteşem ve bir Prenses'in Annesi: Annesi'nin Prenses'i ablacığım bir röportaj etkinliği yaptı geçenlerde. E ben de katıldım. Sonra eşleşmeleri bir öğrendim, tarifsiz mutluluk içinde kaldım. Çünkü röportaj eşim Annesi'nin Prenses'i'nin ta kendisiydi. Ablacığıma burdan böyle bir etkinlik düzenleyip, böyle samimiyetler yakalamamıza vesile olduğu için çok çok teşekkür ediyorum. Onu ve minnoş kızını çok öpüyorum.
Gelelim şimdi benim Annesi'nin Prenses'ine sorduğum sorulara ve onun verdiği birbirinden güzel cevaplara. :)


1) Blog yazmaya nasıl başladın ?
Cevap : Ahh ahh anne olunca anlarsın 😃Kızım olduktan sonra özellikle kış nedeniyle eve kapandım. Can sıkıntısından patlarken bir akrabamın oğluyla konuştum. Oda bana blogu önerdi. " Tam senlik valla,sömestr tatilinde geleyimde açalım sana " dedi. Bende kurtluyumdur biraz 😃 gelmesini beklemeden araştırıp kendi kendime açtım. Ohh iyiki de açmışım yaa o kadar güzel gönüllü insanları tanıdım ki buna sende dahilsin tabi 😃

2)  Birilerini tanımak için hep ' nelerden hoşlanırsın ? Neleri seversin ?' diye soruyoruz. Peki sence bir insanın sevdiği şeyler mi önemlidir ? Sevmediği şeyler mi ? Birini tanımak için hangisi daha önemlidir ?
Cevap : Bu cevabımı henüz ergenlikte olan kişiler anlamayabilir ama bu klasik soruyu sevmediğin şeyler nedir ? diye sormalı artık insanlar bence.O zamanlar bende bu kadar bilinçli değildim. Yaş ilerledikçe olgunlaşıyoruz ve beklentilerimizde paralel olarak değişiyor tabi. Eğer bir kişiyi seversek onun sevdiği şeyleri severek yapabiliriz. Ancak sevdikten sonra sevmediğimiz huyları olduğunu öğrendiğimizde otomatikman soğumaya,uzaklaşmaya başlarız diye düşünüyorum. Ama istediğin kadar tanıdım de hiç kimseyi dört dörtlük tanıyamazsın. Bunu da unutmayalım 😉

3) Değiştirme imkanın olsa bir romanın sonunu değiştirir miydin ? Değiştirirsen hangi romanın ?
Cevap : Bu soruyu gördüğümde kendime güldüm."Hıhhh stop ettin şimdi bakalım napcaksın " dedim içimden 😃 Soru çok harikaydı ancak bende aşırı unutkanlık var ve okuduktan sonra kitap başlığını bile zamanla unutuyorum ki içeriği nerdeeee yani 😃 Ama şunu söylemek istiyorum. Eğer her romanın sonu benim istediğim gibi olsaydı yazarlara haksızlık etmiş olurdum. Çünkü her roman,onu hayata geçiren yazarın çocuğu gibidir. Çocukların nasıl huylarını değiştirmiyor öylece kabul ediyorsak, romanlarınkini de değiştirmezdim heralde 😃 diyip konuyu değiştiriyorum 😃

4) Ruhunu yansıtan renk hangisi ?
Cevap : Gökkuşağındaki tüm renkler 😃 Sarı,kırmızı,mavi,yeşil,turuncu,pembe vs hepsini ayrı ayrı severim ve kullanırım da. 😃 Ruhum çocuk gibi olduğundan olsa gerek, her rengin izlerini barındırıyorum içimde. 😃

5) Birer blog yazarı olarak,okuyucularımıza sağladığımız en büyük yarar ne sence ?
Cevap : Benim bloğumla birlikte gülebilirsiniz ? Düşünebilir ve hatta üzülebilirsiniz. Ama merhameti,insanlığı ve en önemliside iyi bir anne olmayı da (değilseniz tabi ) öğrenebilirsiniz. İnsanları sever,değer verirsiniz.
    Ama okuduğunuz bloggera göre değişir tabi bu yararlar. Çünkü her blogger karakterini,yaşam tarzını ve iç dünyasını bloğuna yansıtır. Kimi okuduğunuz bu nedenle çok önemlidir. Kimisi bilgilendirir,kimisi bilinçlendirir ama illaki birilerine faydaları dokunur...Onlardan olabilmek dileğiyle...

     Bu birbirinden güzel sorular için sevgili lilacıma kocaman bir teşekkür ediyorum.🌼

     Kendisinin benimle yaptığı harika röportajı okumak ve onu daha yakından tanımak içinse burayı tıklayabilirsiniz..💙😊

8 Mart 2017 Çarşamba

Yaz Bir Kenara! | Alıntılar

Hepimiz, henüz noktası konmamış hikayeleriz.


Merhabalar. Bu aralar fırsat buldukça beğendiğim sözleri yazdığım defterime yeni yeni şeyler yazmaya çalışıyorum. Hazır onunla uğraşırken, defterime not ettiğim birkaç alıntıyı sizlerle de paylaşmak istedim.

Not: Bu yayının altına sizin de beğendiğiniz, sizi çok etkileyen sözler, alıntılar varsa yazarsanız çok mutlu olurum. En azından onları da defterime yazarım. Şimdiden teşekkür ediyorum. :)


  • İnsan bazı güçlüklerden, ancak onları unutmak suretiyle kurtulabiliyor. -Oğuz ATAY
  • Sabretmeye alıştıysan, inan bana, çok şey yapmışsın. -Goethe
  • Yazmadığınıza bakılırsa iyi olmalısınız. Bizler çoğunlukla iyi olduğumuz zaman susarız. -Kafka
  • Güven bir ayna gibidir. Bir kez kırıldı mı hep çizik gösterir. -T.S. Eliot
  • Ve insanların arasında yalnız olmaktan daha korkunç bir şey yoktur. -Stefan Zweig
  • Beklemek. Aşk konusunda öğrendiğim ilk ders buydu. Gün sürüklenip gitmektedir, binlerce plan yazarsınız, olası tüm diyalogları düşlersiniz, davranışınızı değiştirmeye söz verirsiniz kendi kendinize ve orada öylece beklersiniz, kaydılar içinde, sevdiğiniz insan dönünceye kadar. -Paulo Coelho / Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım
  • O andan itibaren insanlardan uzak durup, içime kapanmaya karar verdim. Böylesi her zaman daha kolaydı. -Elveda Hüzün
  • Aşk biter ama hikayesi kalır geriye. Aşkın hikayesiyse kendisinden daha güzeldi. Kendimi bir hikayenin ağırlığıyla yollara vurdum. Başkalarına yaktığım ağıtlara sakladım içimi. -Ucunda Ölüm Var
  • En derin denizlerde boğula boğula becerirsin tek bir nefesle yaşamayı. -Nietzsche
  • Bazı şeyler yürekle sezilir. Bırak yüreğin konuşsun; yüzleri sorguya çek, dilleri dinleme. -Umberto Eco
  • Keşke tanımasaydım dediğim hiç kimse olmadı benim. 'Keşke beni tanımasına izin vermeseydim' dediklerim oldu. -G.G. Marquez
  • Bir insanı hiçbir sebep yokken yüreğinizde sıcacık hissediyorsanız; işte bu gerçek sevgidir. -Erich Fromm
  • Gerekirse dünyadan vazgeç, ama asla kendinden vazgeçme! -Dücane Cündioğlu
  • İnsanların kendi duyguları kadar yanıldıkları bir şey yoktur. -Jane Austen
Şimdilik bu kadar yeterli sanırım. Yazdıkça yazmaya devam edeceğim yoksa. :) Yorumlarınızı bekliyorum. İyi okumalar, güzel günler. :) 

6 Mart 2017 Pazartesi

Neden Lila? | Merak Edilen Cevap

Herkese kucak dolusu sevgilerimle merhaba. :)

Evet çok keyifliyim. Yorgunum ama enerjim yerinde. Pazar gününki sınavım güzel geçti. Hayatıma dair her şey yolunda. :) Biraz daha düzene giriyorken her şey, artık bir şeyi yazmamın vakti geldiğine inandım. Evet, blogu açtığımdan beri onlarca defa sorulan 'Neden Lila?' sorusunun cevabını vermek istedim bugün sizlere.
Aslında ben bu yazıyı daha önce yazmayı düşündüm. Görüntülenmem 10.000'i aştığında ve 200 izleyiciye ulaştığımda yazmak istemiştim. Fakat yoğunluğumdan dolayı bu iki olay gerçekleştiğinden beri fırsat bulup bunu sizlerle paylaşamadım. Şu an 16.000e yakın görüntülenmem ve 220 izleyicim varken, artık bu benim için özel yazının sizlere ulaşma vakti kesin geldi. :)

Neden Lila? Çünkü Büşra istedi. (Büşra kim diyenlere! Büşra benim manevi kardeşim, canım, her şeyim. :))
:D
Hayır tabii ki de, bu kadar kısa bir hikayesi yok bunun. :)
Uzun bir süre blog açma fikrini içimde tuttum, abimin de desteğiyle bu işe atılmak istedim, fakat bloguma güzel bir isim bulmak zorunda olduğum için bir süre sadece bekledim. Kaç defa oturup Büşrayla ya da abimle bu konuyu konuştuk ama hiçbir şeye karar veremiyorduk. Karar vermeyi bırakın, fikir bile üretemiyorduk ki. :D
Neyse yine bir gün Büşracığım ile blog adı düşünürken Günce'li bir şeyler olsun dedik. Ama ne Günce'si?
Göçmen Kızın Güncesi. :)
Aslında ilk karar kıldığımız buydu, ama uygulamaya koyduğumuz bu olmadı, çünkü fark ettiğiniz gibi bir blog adı olması için fazla uzun. :/
Sonra ben Kırmızı renkli bir şeyler düşündüm ama o da içimize sinmedi. (Abim ortaya attığımız hiçbir fikri beğenmedi.:()
Büşra Mor rengini çok sever. Ben de severim tabii. :) Abim de Lila rengini sever. E onu da severim. Sonra ortaya bir Lila atıldı. Nereden nasıl çıktı gerçekten anlayamadık ama Lila'nın Güncesi olsun dedik. Olmadı mı? Oldu, çok da güzel oldu, bence, bizce. :) Ya sizce? :)

Yani öyle çok da önemli bir hikayesi yok bunun ama çok fazla neden Lila diye sorulunca böyle özel bir yazı olsun istedim. Bir de sizlerle bu neden Lila yazısını yazacağımı söylediğimde, Büşra'nın bana verdiği tepkiyi sizlerle paylaşmak istiyorum arkadaşlar. :)
Bir gün Büşra'ya mesaj attım, dedim ki 'Ballisi, ben bloga neden Lila diye bi yazı yazacağım. Herkes soruyor. Nasıl olur?' Büşra ne dedi biliyor musunuz? 'GERÇEKTEN YA NEDEN LİLA?' Ay tabi ben şok! Birlikte belirlediğimiz ismin nedenini sordu bana, inanabiliyor musunuz?! Ama ne gülmüştüm! :)
İşte bu da böyle bir anımızdı. :)
Siz ne düşünüyorsunuz blogumun adı hakkında?
Bir de Lila rengini gerçekten çok seviyorum. İnsanın içine huzur veren bir softluğu var. Lila bir isim olarak bile muhteşem bence. :)

3 Mart 2017 Cuma

Ruhumuzun Beslenme Zamanı 2 | Öneriler

Yağmurlu bir Mersin sabahından herkese merhaba.

Dün akşamdan beri buralar yağmurlu. Hem de çok yağmurlu. Daha önce atlattığımız sel felaketinden sonra çok değerli bir dostumla yine böyle bir yağmura yakalandık dün akşam. Korktuk tabii. Bu sabah için de işlerimiz vardı ikimizin de. Mesela benim stajım ve gitmem gereken bir yer vardı. Okullar bugün Mersin'de tatil edildiği için gidemedim tabii ki staja, gitmem gereken yere de gidemezdim böyle bir havada. Birazdan da kalkıp Adana'ya döneceğim bu arada. :)


Sabah erken kalktım ve ne yapsam diye düşünüyordum. İki gün sonra girmem gereken bir sınav var ama bir motivasyon eksikliği yaşıyorum - neden bilmiyorum. Ders çalışasım gelmedi elbette bu yüzden. Zaten uykum da vardı biraz. Sonra dedim ki kendi kendime, hazır hava böyle yağmurlu, ne yapılır böyle havada. (Yurt şartları altında). Müzik dinleyeyim dedim. Sonra bu aralar sevdiğim, dinlediğim müzikleri sizinle de paylaşayım dedim. :)



İyi dinlemeler. İyi haftasonları!

1. Cihan Güçlü - Kim Anlıyor Ki


2. Bulutsuzluk Özlemi - Sözlerimi Geri Alamam



3. Bahadır Tatlıöz - Eflatun


4. Beck - Blue Moon


5. Camille - Suis-moi